İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Basın Açıklaması : Mahmut Esat Bozkurt Hukuk Ödülü Hsyk Başkanvekili Kadir Özbek’E Verilecek

İstanbul Barosu Yönetim Kurulu 17.02.2005 tarihli toplantısında 16 / 98 sayılı kararla Mahmut Esat Bozkurt adına Hukuk ödülü oluşturulması ve 5 Nisan Avukatlar Günü Etkinlikleri kapsamında düzenlenecek törenle ödüle değer görülen hukukçuya verilmesini oybirliği ile kabul etmiştir.

Basın Açıklaması : Mahmut Esat Bozkurt Hukuk Ödülü

Hsyk Başkanvekili Kadir Özbek’E Verilecek

İstanbul Barosu Yönetim Kurulu 17.02.2005 tarihli toplantısında 16 / 98 sayılı kararla Mahmut Esat Bozkurt adına Hukuk ödülü oluşturulması ve 5 Nisan Avukatlar Günü Etkinlikleri kapsamında düzenlenecek törenle ödüle değer görülen hukukçuya verilmesini oybirliği ile kabul etmiştir.  Altı yıldır bu uygulama sürdürülmekte, Yönetim Kurulunca belirlenen hukukçuya ödül verilmektedir. 2010 yılı ödülü için HSYK Başkan Vekili Sayın Kadir Özbek belirlenmiştir.  Son günlerde ödül verilecek kişiye ilişkin olarak başlatılıp, Mahmut Esat Bozkurt’un sorgulanmasına dönüşen bazı tartışmalar üzerine baromuzca kamuoyuna açıklama yapma gereği duyulmuştur:

·        Mahmut Esat Bey 1912’de İstanbul Darülfünun Mekteb-i Hukuk mezuniyeti sonrasında gittiği İsviçre’de Frioburg Üniversite’sinde tekrar lisans eğitimi ve sonrasında yaptığı doktora tezi; “Du Regimes des Capitulations Ottomanes- Osmanlı Kapitülasyonları Rejimi”dir. Mahmut Esat Osmanlıyı sömürgeleştirip, halkı yoksullaştıran temel etkenin, ülkemizde kapitülasyonlarla çok geniş ekonomik ayrıcalıklara sahip olan batı emperyalizmi olduğunun bilincindedir. Doktora tezinin sonuç bölümünde Mahmut Esat; “ Kapitülasyonlar ister tek taraflı, ister karşılıklı anlaşma sayılsın, taraflardan birinin hayati çıkarlarına aykırı düşerse veya tabi oldukları şartlar değişirse tek taraflı olarak ilga edilebilirler! “ düşüncesindedir.

·        Ülkede kapitülasyon rejimi yürürlükte iken bunun tek taraflı olarak kaldırılabileceğine ilişkin doktora tezini “ Cum Laude “ derecesiyle kabul ettirmeyi başaran Mahmut Esat İzmir’in Yunan Ordusunca işgali üzerine İsviçre’den dönüp 120 kişilik bir Kuvayı Milliye birliğinin başında silahlı mücadele için dağa çıkan bir vatanseverdir.

·        Milletvekili seçildiği halde, 23 Nisan 1920’de açılan TBMM’nin faaliyetlerine Eylül ayına kadar Demirci Mehmet Efe ile birlikte Ege dağlarında işgalcilere karşı yurdunu savunduğu için katılamayacaktır. 

·        Mahmut Esat, halkın yoksulluğunun ve sefaletinin emperyalizm ve ona bağımlı haldeki çürümüş, işbirlikçi, ulusuna yabancılaşmış çağdışı idareden kaynaklandığını bilmektedir. Ulusun refahının ve geleceğinin milli, antiemperyalist bir kurtuluş savaşı ve düşünsel temelini bu savaştan alacak halkçı bir ihtilal olduğunu da bilmektedir. Anlattığımız ortamın etkisiyle oluşan ulusçu, halkçı, emek yanlısı ihtilalci kişiliğini ve heyecanını ölünceye kadar yitirmeyecektir. 

Cumhuriyet sonrası ekonomi politikalarının belirlenmesinde birinci derecede etkisi olan İzmir İktisat Kongresi ( 17 Şubat – 4 Mart 1923 ) Mahmut Esat’ın İktisat Bakanlığı döneminde, onun önerisiyle gerçekleşir. Kongrede yaptığı konuşmada Türk ulusunun asırlarca Firavunların Ehramlarına taş çeken esirlerden daha acılı bir yaşam sürdükten sonra egemenlik hakkını geri alabildiğini belirttikten sonra şöyle devam eder: “ Egemenlik gerek çağdaş hukukta ve gerek milli ve dini hukukiyatımızda doğrudan doğruya millete ait bulunduğundan, Sultanlar, Halifeler milletin iradesinden, arzusundan bir karış ileri geçmek hak ve yetkisine sahip değildirler. Bunun aksine hareket edenler Türk milleti nezdinde ya başlarını kaybederler veya kaçışın utancıyla memleketi terk ederler ve giderler.”

Konuşmasının devamında milletlerin medeni, yarı medeni ve barbar olarak sınıflandırılıp buna göre haklar tanınması anlayışına karşı olduklarını, bütün milletleri istisnasız bir şekilde özgür ve bağımsız görmek istediklerini, özgürlük ve bağımsızlığın bütün milletlerin hakkı olduğunu belirtir. 1924 Anayasa tasarısında Cumhurbaşkanına TBMM’yi fesih yetkisi veren 25. maddedeki düzenlemenin yanlışlığına işaret eder, eleştirir, değişik ülkelerden örnekler vererek hukuksal açıklamalarda bulunur. TBMM’nin 23 Mart 1923 tarihli oturumunda uzun tartışmalardan sonra bu madde reddedilir.

1924 -1930 yılları arasındaki Adalet Bakanlığı döneminde gerçekleşen hukuk devriminin mimarıdır. 1925 yılında bu devrimin genç kadrolarını yetiştirmek üzere Ankara Adliye Hukuk Mektebinin kuruluşunu gerçekleştirir. Kurtuluş Savaşıyla kurulan ulus devletin, çağdaş Türkiye’nin devrimci kuşaklarını eğitmek için bakanlığın yoğun mesaisine akademik çalışmalarını da ekler. Hukuk Fakültesinin Profesörler Meclisi başkanlığını yürütür ve İhtilaller Tarihi dersini okutur. 1941 yılına kadar değişik fakültelerde Devletler Genel HukukuAnayasa Hukuku, Devrim Tarihi Dersleri okutur. 

Milli Mücadelenin öncü kadrolarından bazılarının kurtuluştan sonraki yaşamlarında siyasal nüfuzlarını kullanarak ekonomik çıkar elde etmelerine, bazı şirketlerin yönetim kurullarına girmelerine, arsa spekülasyonu girişimlerine şiddetle karşı çıkar. Halk Dostu Gazetesinde yazdığı makalelerden birinin başlığını vermek konuya yaklaşımına ilişkin yeterli fikir verecektir: Hırsızlar Teslim Olunuz !

Yasal hak sahibi olduğu halde devlet olanaklarından yararlanma konusundaki titizliğine bir örnek verelim: Yunan Ordusu işgal döneminde, Kuşadası’nda Bozkurt ailesinin evlerini, dükkânlarını yakar. Kurtuluş Savaşından sonra işgal bölgelerinde resmi heyetlerce zarar tespitleri yapılmaktadır. Ortaya çıkan zarar da devletçe karşılanmaktadır. Yapılan inceleme sonucu Bozkurt için de 50 bin liralık zararı olduğuna ilişkin belge ( Harikzede Mazbatası ) düzenlenir. Bozkurt nüfuzunu kullanarak devletten çıkar sağladığı yargısına varılabileceği düşüncesiyle belgeyi bakanlığı süresince devlete ibraz etmez ve hükümsüz bırakır.

Ulusların ihtilal yapmaya haklarının olup olmadığı konusunu inceleyen, İngiliz, Fransız, Alman düşünürlerinin değişik görüşlerine yer veren Bozkurt, ihtilalin bir hak olduğu yargısına varır. Türk Devrimi karşılığı olarak Türk İhtilali sözünü kullanır. 1932 yılından itibaren Kemalizm deyimini de kullandığını görmekteyiz. Kemalizm’i Türkiye için olduğu kadar, diğer ulusları da bunalımdan kurtaracak bir ideoloji olarak tanımlar. O’na göre Kemalizm; milliyetçi, cumhuriyetçi, parlamenter ve barışçıdır.

Bozkurt, 18.yüzyılda ortaya çıkan liberalizmin bireyci özelliği ve sosyal devlet anlayışını reddetmesiyle 20. yüzyılda insanlığın gereksinimlerini karşılayamayacağını söylemektedir. Ülkemizin Tanzimat’tan bu yana uygulanan liberal politikalar nedeniyle geri kaldığına ve yarı sömürge haline geldiğine işaret etmektedir.

Bozkurt, canileri, soyguncuları cezalandıran devletin, binlerce kişiyi ekonomi politikalarıyla soyan, sömüren tüccar ve tefecileri de cezalandırmasını istemektedir. Bu konudaki düşüncelerini gazete makalelerinde dile getirir.

Kurtuluş Savaşı’nda en büyük özveriyi gösteren köylülerin sefalet içindeki yaşamlarına dikkat çeker.  1929 dünya Ekonomik buhranının en çok bu kesimi etkilediğini, köylünün tüccar ve simsar tarafından sömürüldüğünü belirtir. Ege’nin incir-üzüm üreticilerinin birkaç ihracatçı ve simsarın elinde bulunduğunu söyleyerek bu durumu facia olarak tanımlar. Türk köylüsünün elinden tutulup radikal bir şekilde yükseltilmedikçe, Türk ulusunun gerçek yükselmesinin mümkün olamayacağını vurgular. Derebeyliğin, mütegallibeliğin tasfiye edilmesini olumlu bir ilerleme diye kaydetmekte, fakat tefeci ve faizcinin kuduz gibi ayakta durduğundan yakınır.

Türk işçisini Türk tarihinin en mazlum çehresi olarak tanımlayan Bozkurt, ülkede her şeyi işçinin yaptığını, her türlü yokluğa katlandığını, ülkeyi işçinin kanının koruduğunu, gerekirse yine koruyacağını, Türkiye’nin Türk işçisinin emeği üzerinde yükseldiğini söyler. M. Esat ; “ Türkiye nüfusunun % 80’den fazlasının emekçiden, yani köylü ve işçiden oluştuğunu, bunların haklarını savunanlara Komünist yahut sosyalist damgasını yapıştırma gayesini güdenler şahsi menfaatlerini çalışan kitlelerin zararlarında arayanlardır ” demektedir.

Mahmut Esat ülkesinin, ulusunun, ezilenlerin hukukunu savunan Müdafaa-i Hukuk’çu ve Kuvayı Milliyeci özelliğini ölünceye kadar kişilik ve kimlik olarak üzerinde taşımıştır.  Derin bir hukuk kültürü ve sosyal adaletçi anlayışla bütünleşen bu kimlik, onun şahsında Cumhuriyetin Devrimci Adalet Bakanına dönüşecektir.

La - Hey Adalet Divanında görülen Bozkurt - Lotus davasının hayranlık uyandıran seçkin hukukçusu, bakanlık sonrası artık sade bir milletvekili ve üniversite hocasıdır. 1937 yılında Fransız Tramvay Şirketi devletleştirilir. Şirket Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine dava açar. Bozkurt’u ziyaret eden Fransız heyeti çok yüklü bir vekâlet ücreti teklifiyle davayı üstlenmesini ister. Fransızların teklifini hiç düşünmeden reddeden Bozkurt bu davada Türkiye’nin vekilliğini üstlenecek, davayı kazanacak, bir kuruş vekâlet ücreti de talep etmeyecektir. Bozkurt’un karısı Hatice Feheda Hanım, Mareşal Fevzi Çakmak’ın; “ Kızım bu kadarı da fazla, namuslu, dürüst, fedakâr,  fakat bu kadarı da…” dediğini, Mahmut Esat Beye naklettiğinde;  “Ne var ki ne alacağız? Hazinede bir şey yok ki! Milletin nesi var ki alalım ” cevabını alacaktır.

Osmanlı döneminde paraları peşin ödenen 6 gemi ve mühimmat bedelleri ile ilgili olarak Fransa’nın beynelmilel hukuka göre karma mahkemede açtığı davada Türkiye’yi M. Esat savunur ve dava kazanılır.

Bozkurt, ülkenin kurtuluşunun cephe savaşçısı, kuruluşunun devrimcisidir. Devrimci Cumhuriyet’in devrimci Adalet Bakanıdır. Türk Medeni Kanunu başta olmak üzere öncülüğünü yaptığı hukuk devrimi süreciyle Türk halkının tebaalıktan yurttaşlığa, ümmetten çağdaş topluma sıçrayışının öncülerindendir. Kurtuluşun ekonomik, toplumsal ve hukuksal devrimlerle tamamlanmaması durumunda yeniden ortaçağ karanlığına dönüleceğinin bilincindedir.

Bozkurt’un kaleme aldığı Türk Medeni Kanununun önsözü hukuk devriminin manifestosudur. Meriç kıyılarından Bingöl dağlarının kuytularına kadar tüm ülke coğrafyasındaki yoksul, öksüz, kimsesiz yurttaşların hukuk güvencesine alınmasında ve devrimci Cumhuriyet’in hukuk platformunda savunulmasında Cumhuriyet savcılarının sorumluluğuna işaret eden sözlerinden bu gün için de alınacak dersler vardır.

Mahmut Esat’ın, halkımızı yüzyıllarca sömüren, kendi ülkesinde uşak durumuna düşüren sömürgecilerin dayattığı ekonomi politikanın son bulmasını, işbirlikçi sermayenin yerini ulusal sermayenin almasını,  ekonominin millileşmesini isteyen sözlerine bambaşka anlamlar yüklenerek yürütülen kampanyayı iyi niyetle bağdaştırmakta zorlanıyoruz.

Bozkurt Türk ve Türk halkı tanımını Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının tümünü kapsayıcı anlamda kullanmaktadır. Osmanlının sonunu getiren sömürge ekonomisi kıskacına Türkiye Cumhuriyeti’nin de düşmemesi için ekonominin Türk halkının denetiminde olmasını istemektedir. Genç Türkiye Cumhuriyeti yaptığı hukuki düzenlemelerle ülkede yapılacak ekonomik yatırımlarda olsun, çalışma yaşamında olsun ülke yurttaşlarının önünü açmak istemiştir. Halen yürürlükte olan 4817 Sayılı Kanun ve bazı yasal düzenlemeler ülkemizde yabancı uyrukluların yapamayacağı işlere ilişkin düzenlemeler içermektedir.

Yalnız ülkemizde değil, tüm dünyada emekten, ezilenden, mazlumdan yana bu seçkin hukukçunun,  kabına sığmaz devrimcinin cımbızlanan, söylendiği dönemin koşulları görmezden gelinen, bambaşka anlamlar yüklenerek çarpıtılan bazı sözleri nedeniyle yargısız infaza tabi tutulmasını üzüntüyle izlemekteyiz.

İstanbul Barosu, Mahmut Esat Bozkurt’un şahsında asıl hedefin Atatürk Devrimi ve Cumhuriyet’ in değerleri olduğunun bilincindedir. Cumhuriyet’in Hukuk devriminin mimarı adına konan hukuk ödülünün bundan sonraki yıllarda da verilmeye devam edileceğini kamuoyuna saygıyla duyururuz.

İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI        

Kategori:Haberler
Basın Açıklaması : Mahmut Esat Bozkurt Hukuk Ödülü Hsyk Başkanvekili Kadir Özbek’E Verilecek | İstanbul Barosu