Basın Açıklaması "Kural, Ölçülülük Olmalıdır"
Terörle Mücadele Yasa Tasarısı olarak adı geçen, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda değişiklik öngören tasarı, Adalet Bakanlığı’nda son şekli verilerek Başbakanlığa gönderilmiştir. TCK ile

Terörle Mücadele Yasa Tasarısı olarak adı geçen, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda değişiklik öngören tasarı, Adalet Bakanlığı’nda son şekli verilerek Başbakanlığa gönderilmiştir. TCK ile CMK tasarılarında olduğu gibi, bu yasa taslağı da ilgili kurumların görüşü alınmadan hızlı bir biçimde hazırlanmıştır. Taslağın 3. maddesinde getirilen düzenlemeyle, terörün tanımında olmazsa olmaz şart olan “baskı ve cebir uygulama” ölçütünden vazgeçilmektir. Buna göre cebir ve baskı olmasa dahi terör örgütünün “faaliyeti çerçevesinde” işlenen birçok suç, tasarı aynen yasalaşırsa terör suçu sayılacaktır.
Baskı ve cebir olmadığı halde terör suçu sayılan eğitimin engellenmesi suçu üzerinden örneklemeye gidersek, üniversitelerde öğrenciler tarafından yapılacak gösteri ve demokratik eylemler, terör suçlamasıyla karşı karşıya kalacaktır.
Tasarının 6. maddesi gerekçesinde etkin pişmanlık müessesinin terör örgütü liderleri için de geçerli olduğu kabul edilmiştir. Maddenin, örgüt üst düzey yöneticilerini bu maddenin kapsamı dışında bırakması uygun olacaktır.
Tasarının 7/b maddesi terör örgütüne ait bildiri ve afiş taşıyanların da terör suçu kapsamında cezalandırılacağını öngörmektedir. Terör örgütüne kasıtlı olarak yardımı göz ardı eden bu maddenin şöyle bir sakıncası olabilir. Özellikle büyük kentlerde kalabalık caddelerde bazı durumlarda terör örgütleri bildiri dağıtabilmektedirler. Bu bildirileri bilmeden alıp çantasına atan ya da okuma yazması olmayan ve bunu başka bir şey sanıp alan bir vatandaşımız da bu bildiriyi alıp çantasına attığı zaman, doğrudan terör suçu işlemiş sayılacaktır ki, kast unsurunu aramamanın ne gibi sakıncalara yol açacağı bu maddede açıkça görülecektir.
Terörle Mücadele Kanunu’nda ceza üst sınırı 36 yıl olarak öngörülmüşken, yeni tasarıyla bu sınır kaldırılmakta, ve arttırılan cezalarla birilikte üst sınırın aşılabileceği belirtilmektedir. Bu düzenleme cezanın ıslah etme amacına uygun düşmemektedir. Sırf bir duvara yazı yazdığı için bir gencin yıllarca hapis yatmasının önü bu maddeyle açılmış bulunmaktadır.
Suçların basın yoluyla işlenmesi halinde cezaların iki kat oranda arttırılacağını düzenleyen bir madde tasarıda yer almaktadır. Objektif sorumluluk ilkesi gereğince sorumlu yazı işleri müdürlerine binlerce YTL adli para cezaları öngörülmesi, atılan bunca demokratikleşme adımları sonrasında tekrar başa mı dönülüyor sorusunu gündeme getirmiştir.
Bilindiği gibi geçmişte de düşünce suçlusu olarak anılan gazeteci ve yazarlar buna benzer bir maddeyle yıllarca hapis yatmışlar, bu da ülkemizi dünya kamuoyu önünde güç durumda bırakmış, çıkarılan af yasalarıyla durum giderilmeye çalışılmıştır.
Tasarının 9. maddesi şüpheli ve sanık haklarına doğrudan saldırı niteliğini taşımaktadır. Şöyle ki; şüphelinin yalnızca bir müdafiden yararlanabileceği, Cumhuriyet Savcısının istemiyle şüpheliyle müdafiinin yirmi dört saat görüşmesinin engelleneceği, dosya içeriği inceleme yetkisinin müdafiden esirgenmesi, bu saldırıların en başta gelen hükümleri arasında yer almaktadır. Yirmi dört saat süreyle müdafisi ile görüştürülmeyen şüpheli düzenlemeyle ifade de vermeyecektir. Bu durumda neden bu sürenin müdafiden esirgendiğini anlamak olanaklı değildir. Tasarıda yer alan 9. Maddenin tümüyle geri çekilmesi gerekir.
Bir ülkede terör yaratmak, teröre sebep olmak ve terörü övmek eylemlerinin suç olarak değerlendirilip, cezalandırılmasından daha doğal bir şey olamaz. Ülkede yaşayan masum insanların canına kast eden, korku ve endişe yaratan örgütlerin faaliyetlerini durdurmak için önlem almak her ülke devletinin en vazgeçilmez hakkıdır. Ancak bu hakkın kullanılmasında Temel Hak ve Özgürlüklerin kullanımının kısıtlanmaması, hukuk devletine yakışan bir tutum olacaktır. Alınacak önlemlerde hukukun genel ilkeleri, kanun koyucu için tek geçerli ölçüt olmalıdır.
İSTANBUL BAROSU


