Basın Açıklaması : Hukuka “Kör” Olan Anlayış Kimdedir?
Başbakan Yardımcısı Sayın Cemil Çiçek’in baroların yayımladıkları bildirileri hukuki görmediğini ve altı yıldır meslekleri ile ilgili tek yasayı hazırlayamadıkları yolundaki talihsiz açıklaması Baromuz mensuplarını ve bizi asla şaşırtmamıştır.

Başbakan Yardımcısı Sayın Cemil Çiçek’in baroların yayımladıkları bildirileri hukuki görmediğini ve altı yıldır meslekleri ile ilgili tek yasayı hazırlayamadıkları yolundaki talihsiz açıklaması Baromuz mensuplarını ve bizi asla şaşırtmamıştır.
Sayın Çiçek için neyin hukuki sayıldığı neyin sayılmadığı bizce yakından bilinmektedir. İdeolojiden kastedilmek istenen Cumhuriyetin kuruluş değerleri ile Atatürk İlke ve Devrimleri ise bundan onur duyacağımız bilinmelidir. Zira başta İstanbul Barosu olmak üzere tüm barolar mevcut Avukatlık Yasası’nın verdiği yetki ile “Yargı Bağımsızlığını”, “İnsan Haklarını”, “Hukukun Üstünlüğünü” ve de “İnsanların Adalete Kolay Erişim Hakkını” savunmakta ve bu konularda siyasi iktidarın yıllar süren vurdumduymazlığını eleştirmekte, bir türlü erişilemeyen yargı bağımsızlığına erişme yöntemleri ve yargı reformu konusunda sabırsızlıkla görüşlerinin alınmasını beklemektedir.
Siyasi İktidar, geçen süreçte gerçek bir “yargı reformu” için çaba göstermediği gibi “Yargı Bağımsızlığını” tıkayan engelleri ortadan kaldırmak için de hiçbir varlık göstermemiştir. Baroların meslekleri ile ilgili yasayı altı yıldır hazırlayamadıkları yolundaki eleştirinin ise insafla bağdaşır yanı yoktur. Sayın Adalet Bakanının ısrarlı istemlerimize karşın İstanbul Barosuna randevu bile vermediği, yasada yer alan sınavın oy kaygısı ile TBB ve Barolara sorulmadan bir gecede kaldırıldığı gerçeği ortadadır. Bu nedenle yıllardan beri barolar ve TBB tarafından hazırlanan “çağdaş nitelikteki Avukatlık Yasası’nın” bu anlayış ile yasama organına sevk edildiğinde bizleri ne gibi sürprizlerin beklediğini kestirmek güç değildir. Siyasi İktidar kendilerinden olmayanların hizmet alamayacağını birçok biçimde örnekleri ile göstermiştir.
Kaldı ki, Barolar yasama yetkisine haiz kurumlar değildir. Böyle bir yetki ile donatılmış olsalardı 365 günde 365 yasayı hazırlayacak nicelik ve nitelikte olduklarını sayın bakana kanıtlayabilirlerdi. Sayın bakan gerçekte kendi ideolojisini seslendirerek savunmanın örgütlü gücü barolara ve meslektaşlarına karşı kör öfkesini dile getirmektedir.
Barolar hukuk uygulayıcı meslekler arasında savunmayı temsil eden avukatların onurlu bir meslek örgütüdür. Özellikle İstanbul Barosu, “Hukuk körlüğü” ile bilinir olmadığı gibi, söylemlerindeki ciddiyet ise tarihsel geçmişinde ve işlevinde yatmaktadır. “Hukuk Körlüğünü” hala bağımsız bir organ olan Yüksek Seçim Kurulu’nu, Adalet Bakanlığına bağlı “sunucu” ile, hâkim ve savcıları UYAP diye bilinen sistem ile denetlemeyi sürdüren ve yargının içine el atan siyasi iktidar yaşamaktadır.
Barolar hukuk dışı düzenleme ve uygulamalar ile ülke yararlarına aykırı hareket eden egemen çevrelere karşı “tarihsel itirazlarını” aksatmadan sürdürecek ve de insan haklarına, hukukun üstünlüğüne saygılı, halkın kolayca adalete erişebildiği bir düzen kuruluncaya değin “insan haklarının, hukukun korunması ve ulusun bilgilendirilmesi ” öz görevine devam edecektir.
Barolar ve temsil ettiği Avukatlar, hukukun ve yargının siyasallaştırılmak istenmesinden, Adalet Bakanlığı ve siyasi iktidarın gölgesindeki hukuk anlayışından yakınmaktadır. Barolar sayın bakan beğensin diye değil, hak, hukuk ve adalet ilkeleri yerleşsin diye görüş ve bildiriler yayınlamaktadırlar. Sayın bakanın Yozgat Barosunun kuruluşunun 55. Yılında yaptığı konuşmasını “Hukuku körleştirme ve hukukçuyu köleleştirme” anlayışı ve çabalarının bir parçası olarak değerlendirdiğimizi tüm meslektaşlarımıza ve kamuoyuna duyururuz...


