İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Basın Açıklaması: Hukuk Platformlarındaki Dik Duruşumuzu Sürdüreceğiz

XX. yüzyılın ikinci yarısı “İnsan Hakları Çağı” olmuştur. Bu yüzyılda insan haklarının önemi artmış, ulusal sınırları aşarak uluslararası nitelik kazanmıştır. Kavramın kökeni eski Yunan dönemine kadar uzanan doğal hukuk öğretisidir. M.Ö IV. Yüzyılda Stoacılar ve Sofistler “formüle edilen doğal hukuk düşüncesi insan haklarının başlıca kaynağıdır” ve “insan her şeyin ölçüsüdür” der.

Basın Açıklaması: Hukuk Platformlarındaki Dik Duruşumuzu Sürdüreceğiz

XX. yüzyılın ikinci yarısı “İnsan Hakları Çağı” olmuştur. Bu yüzyılda insan haklarının önemi artmış, ulusal sınırları aşarak uluslararası nitelik kazanmıştır.  Kavramın kökeni eski Yunan dönemine kadar uzanan doğal hukuk öğretisidir. M.Ö IV. Yüzyılda Stoacılar ve Sofistler “formüle edilen doğal hukuk düşüncesi insan haklarının başlıca kaynağıdır” ve “insan her şeyin ölçüsüdür” der.

Ortaçağda ise dini etkenler bütün toplumlara egemendir.  Bu nedenle insan haklarındaki gelişme “kilise”nin izin verdiği ölçüde kullanılabilmiştir. Ancak bu dönemde toplum birçok yeniye gebedir. Ticaret ile varsıllaşmış bir sınıf Kilisenin otoritesine karşı gelmeye başlamıştır bile. Engizisyonların engelleyemediği düşünce, iktidarları sarsmaya başlar. İlk özgürlük belgesi olan Magna Charta bu dönemde ortaya çıkmıştır.

Yeniçağda ise Reform ve Rönesans toplumda yeni anlayışlar ve yeni çevrenler açar. Reform hareketlerinin sonucunda, temel hak ve özgürlükler felsefi görüşün ötesine geçerek daha somut bir duruma dönüşerek siyasal mücadele aracı haline dönüşür. 1668 Haklar bildirisi, 1776 Virginia Bildirisi, 1776 Bağımsızlık Bildirisi, 1791 Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi gibi belgelerle siyasi ve dini iktidarın gücü giderek zayıflatılmaya başlar. Temel hak ve özgürlükler artık yapılan yeni Anayasalarda yer almaya başlamıştır...

İkinci Dünya savaşına değin, devletlerin egemenlik alanlarına ve bireyler üzerindeki etkilerine yönelik bir çalışma görülmemektedir. Savaşın yol açtığı yıkım ile çok hızlı bir gelişim meydana gelir. Birleşmiş Milletler tarafından 1948’de İnsan Hakları Evrensel Bildirisi kabul edilmiştir. Ancak bu belge soyut bir belgedir. Ülkeler üzerinde somut bir yaptırımı yoktur. Bu yüzden temel hak ve özgürlüklerin uluslararası ölçüde yargısal koruma altına alacak sistemi kurmak için, Avrupa Konseyi çerçevesinde 1950 yılında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin hazırlanması beklenecektir. Daha sonra ise ek protokoller, İşkencenin Önlenmesi Hakkında Avrupa Sözleşmesi gibi belgelerle AİHS daha da güçlenecektir.

Gerek İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine ve gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine karşın bugün dünyada birçok ülkede insan hakları ihlalleri yaşanmaktadır. Ülkemizde 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde doruğa çıkan ihlaller salt bireylerin değil kuşakların yok olmasına neden olmuştur. Bu hukuk tanımaz hareketlerin uygulayıcıları, yaptıkları işlemlerden dolayı yargılanamayacakları ibaresini geçici ek maddeyle hazırladıkları Anayasa’ya koymuşlardır. Bu nedenle de bu ara rejim Yöneticilerinden ve Diktatörlerinden bugüne dek hesap sorulamamıştır ki bu da ülkemizin en önemli insan hakları sorunlarından biridir.

Küreselleşmeci odaklar, tüm insanlığın eğitim, kültür ve yaşam düzeyinin yükseltilmesi ve barış içinde bir arada yaşamasının, ortak umutların ve özgürlüğün gelişmesinin sağlanması için katkı vermek yerine bütün bunların önünde büyük engeller oluşturmaktadırlar. Emperyalizmin çifte standardının günümüzdeki yansımaları tüm dünyada kötü yüzünü göstermektedir. Özgürlük ve demokrasi “havarileri” kendi sömürge anlayışları ile Irak, Afganistan ve Afrika’nın birçok ülkesinde can almaya devam ederek yoğun insan hakları ihlalleri yaşanmasına yol açmaktadırlar.

Ülkemizde de son yıllarda insan hakları konusunda bir takım iyileştirilmeler yapılmak istenmişse de kaşık ile verilenler kepçe ile geri alınmış ve insan hakları ihlallerinin yeniden doruk yapacağı koşullar yaratılmıştır.

Türkiye’nin önde gelen hukuk kurumlarından biri olarak İstanbul Barosu’nun tüm bu hak ihlallerinin karşısında olacağını ve bu yöndeki sorumluluğunun bilincinde olduğunu; ülke içindeki hukuk tanımaz davranışlara ve insan hakları ihlallerine karşı yürüttüğümüz İNSAN HAKLARI VE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ mücadelesinin yanı sıra tüm dünyadaki insan hakları ihlallerine, işgallere, doğal kaynakların talan edilmesine ve kültürel mirasın yağmalanmasına karşı da ulusal ve uluslararası hukuk platformlarındaki duruşumuzu kararlılıkla sürdüreceğimizi bir kez daha anımsatmak istiyoruz. 

Saygılarımızla...

İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI

Kategori:Haberler
Basın Açıklaması: Hukuk Platformlarındaki Dik Duruşumuzu Sürdüreceğiz | İstanbul Barosu