Basın Açıklaması: 5 Haziran Dünya Çevre Günü
İnsan ve çevre birbirinden ayrılması olanaksız bir bütündür.

İnsan ve çevre birbirinden ayrılması olanaksız bir bütündür. 1982 Anayasası’nın 56. Maddesi’nde tanımlanan, “Herkesin Sağlıklı Bir Çevrede Yaşama Hakkı” kavramı, bugün yaşanan olumsuzluklar ve kuralsızlıklar ortamında yeni tartışmaları gündeme getirmiştir.
Toplum ve Ülke yararını göz ardı eden yatırımların, ülke kaynaklarını talan eden uygulamaların, çevrenin kirletilmesi ve doğanın tahribatına neden olan enerji santrallerinin, altın madenlerinin, otoyolların, hiçbir tarihi ve kültürel değerler dikkate alınmadan uygulanan kentsel dönüşümlerin, Yükselen Değer olduğu bir ülkede; Çevre hakkı kavramı aslında bir Demokrasi sorunu olmaktadır
Çevrenin gerçek anlamda korunması için, yaşanan çevre sorunları ile ekolojinin gerçekleri karşısında, çevre koruma politikası ve çevre hukukunda bütünsel yaklaşım esas alınmalıdır.
2872 sayılı Çevre Kanun’un amacı, “Bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamaktır.”
Bütün vatandaşların ortak varlığı olan çevrenin korunması, iyileştirilmesi, Ülkenin bitki ve hayvan varlığı ile doğal ve tarihsel zenginliklerinin korunarak, bugünkü ve gelecek kuşakların sağlık, uygarlık ve yaşam düzeyinin geliştirilmesi ve güvence altına alınması için yapılacak düzenlemeleri ve alınacak önlemleri ekonomik ve sosyal kalkınma hedefleriyle uyumlu olarak belirli hukukî ve teknik esaslara göre düzenlemek, olarak belirlenmiştir.
1972’de Stockholm Konferansı’nda kabul edilen Bildiri’nin ilk maddesinde “İnsan, onurlu ve iyi bir yaşam sürmeye olanak veren, nitelikli bir çevrede, özgürlük, eşitlik ve yeterli yaşam koşulları temel hakkına sahiptir” ilkesi yer almıştır.
“Çevre hakkı” çevrenin “herkesin ortak varlığı” olduğu temeline dayalı “eşitlik” ilkesinde yükselen bir haktır. Bu hakla ulaşılmak istenen, doğayı sömürü değil, uyum temelinde bugünkü ve gelecek kuşaklar için yaşamaya elverişli kılarak herkesin ondan eşit yararlanması hedefidir. Çevre hakkı ile diğer haklar arasında görülen çatışmalar, çevre hakkının, yani insanın var olma ve yaşamını sürdürme hakkının yararına dengelenmelidir.
1984 yılında Tokyo Konferansı sonucunda yayınlanan bildiride ise; Gelişme kavramı yeniden gözden geçirilmeli ve her ülkenin ekonomik gelişmesi, kaynakların korunması ve arttırılması dikkate alınarak gerçekleştirilmelidir. İktisadi büyümede, sadece iktisadi geliştirme göstergeleri değil, aynı zamanda tabii kaynakların korunması, kültür miraslarının korunması gibi konularla da ilgilenilmelidir. Temiz hava, su, orman, toprak gibi çevre kaynakları korunmalı, dengeli bir nüfus artışı sağlanmalıdır. Bütün ülkelerde teknolojik gelişmeler, çevre faktörlerine önem verecek şekilde yönlendirilmelidir.
Çevre politikamız, kamu yararı gözeten, halk sağlığı ve çevrebilimle ilgili yaşamı ön gören bir biçimde ilgili kurum, kuruluş, meslek odaları ve kişilerin katılımı ile belirlenmeli ve içerisinde kısa, orta ve uzun vadeli planları barındırmalıdır.
Daha güvenli, daha sağlıklı ve yaşanabilir bir çevrenin her yurttaş için temel insan hakkı olduğu ana ilke olarak kabul edilmelidir.
Unutmamalıyız ki DOĞANIN ŞAKASI YOKTUR!
“Tanrı affeder, bazen insanlar da, fakat doğa hiçbir şeyi affetmez”
William JAMESİSTANBUL BAROSU ÇEVRE VE KENT HUKUKU KOMİSYONU


