Basın Açıklaması: 30 Ağustos Zafer Bayramı
30 Ağustos 1922, ülkesi işgal edilip köleleştirilmek, arkasından da Anadolu coğrafyasından tamamen kovularak vatansızlaştırılmak istenen bir ulusun emperyalizme karşı zafer günüdür.

30 Ağustos 1922, ülkesi işgal edilip köleleştirilmek, arkasından da Anadolu coğrafyasından tamamen kovularak vatansızlaştırılmak istenen bir ulusun emperyalizme karşı zafer günüdür.
30 Ekim 1918 Mondros ateşkesiyle ülkenin işgalinin önünü açan Osmanlı yönetimi, 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr dayatmasına tam bir teslimiyetle geleceğini sömürgenlerin insafına terk etmişti.
Kagıt üzerinde her şeyin tamam olduğunu, Anadolu ‘nun Türk yurdu olmaktan ebediyen çıkacağını düşünen dünyanın efendileri halkın direncini hesaba katmamışlardı. Türk ulusu esareti reddedip onca yokluğun, zorluğun üstesinden gelerek bağımsızlık mucizesini yarattı.
I.Dünya Savaşı’nın yenik tarafı olarak 4 yıllık sürede ordusu başta olmak üzere tüm savaş kaynaklarını yitiren, sonu gelen bir milletin ayağa kalkması imkansızdı. İmkansızı başaran Türk ulusu ordusunu yeniden yarattı. Üstündeki çamaşırı, ayağındaki çorabı çıkarıp Mehmet’e verdi. Sofrasındaki ekmeği, ambarındaki arpayı, ahırındaki koşumunu Mehmet’le paylaştı.
Kurtuluş Savaşı yalnızca cephedeki askerin savaşı olmadı. Cephe gerisinde bütün bir halkın da katıldığı, çilesini, acısını, sevincini yaşadığı, ülkenin, ulusun tüm kaynaklarının, topyekun varlığının ortaya konduğu bir mücadele ile zafere ulaşıldı.
TBMM Orduları’nın Mustafa Kemal Paşa komutasında 26 Ağustos 1922’ de başlayan Büyük Taarruz’u İngilizler başta olmak üzere emperyalistlerin donatıp ülkemize çıkardıkları işgalci Yunan Ordusu’nu 30 Ağustos’ ta kesin yenilgiye uğratıncaya kadar aralıksız sürdü.
30 Ağustos – 9 Eylül 1922 arası, Atatürk’ün katiller sürüsü olarak tanımladığı yenik Yunan Ordusu artıklarının savaş hukukunu ve askerlik şerefini bir yana bırakıp yakıp yıkarak, katliamlar ve tecavüzlerle ardında enkaz bırakarak kaçışı, Türk Ordusu’nun kovalayışı şeklinde geçti. 9 Eylül’de İzmir’e ilk giren Süvari Kolordusu’nun mızraklıları Milli Mücadele’nin sıcak savaş döneminin sonunun, devrimler döneminin başlangıcının da işareti gibiydi.
Mustafa Kemal’in askeri dehasıyla birleşen siyasal önderliği ulusun yalnızca kurtuluşunu değil, yeni bir devletin, yeni bir rejimin kuruluşunu da gerçekleştirdi.
İçinden geçtiğimiz süreçte emperyalizm geçen yüzyıl gerçekleştiremediği, tarihin çöplüğüne atılan esaret projesinin makyajlanmış sureti olan Post modern Sevr’i yeniden ulusumuzun önüne koymuştur. Post modern esaret projesi günümüzde küreselleşme ve sivilleşme olarak sunulmaktadır.
Sivilleşme ve demokratikleşme söylemiyle en başta bağımsız yargı olmak üzere var olan anayasal kurumların, demokratik rejimin olmazsa olmazı olan dinamiklerin etkisizleştirilmesi konusunda siyasal iktidarla ulus ötesi güç merkezleri arasında bir mutabakat sağlanmış görülmektedir.
Darbelerin mağduru olan İstanbul Barosu, darbeci tavırlara ve darbeciliğe kesinlikle karşıdır. İstanbul Barosu darbe karşıtı söylemlerin ardına gizlenerek, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin varlığına ve kurumsallığına yönelik ulus ötesinden yönlendirilen kampanyaları da kamuoyunun dikkatine sunmaktadır.
Ulusumuzun bağımsızlık destanının 88.yıldönümünü coşkuyla kutlarken, geçen yüzyılda omuz omuza vererek kovduğumuz emperyalizmin ülkemize yönelik etnik ve mezhepsel kışkırtmalarını da boşa çıkaracağımıza olan inancımızı bir kez daha kamuoyu ile paylaşmaktayız.
İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI

