İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Basın Açıklaması: 2010 – 2011 Adli Yılı Açıldı

Yeni Adli Yıla hem ülke hem de meslek olarak birçok yaşamsal sorunla mücadele ederek giriyoruz. Her gün onlarca genç/yaşlı vatandaşımız Terör belası yüzünden yaşamını yitiriyor/yaralanıyor. İşsizlik rakamları her geçen gün büyürken gelir dağılımındaki adaletsizlik de buna bağlı olarak artış gösteriyor.

Basın Açıklaması: 2010 – 2011 Adli Yılı Açıldı

1 Ağustos 2010’da başlayan adli tatil dün sona erdi ve yeni adli yıl 6 Eylül sabahı başladı.

İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın, yeni adli yılın açılışı nedeniyle saat 11.00’da Sultanahmet’te İstanbul Adliyesi önünde yaptığı basın toplantısında yargının ve avukatların sorunlarını dile getirdi.

Muammer Aydın: “Avukatlar ve Barolar olarak yıllardır her fırsatta önemine değindiğimiz ve şiddetle ihtiyaç duyduğumuz gerçek anlamda bir Yargı Reformu’nun gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtiyor ve bir kez daha yetkilileri uyarıyoruz” dedi.

Yeni adli yılın açılışı dolayısıyla düzenlenen basın toplantısında İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Dr. Selçuk Demirbulak, Genel Sekreter Av. Hüseyin Özbek,Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Ufuk Özkap, Yönetim Kurulu Üyesi Av. Turgay Demirci ve avukatlar hazır bulundu.

Başkan Aydın’ın yaptığı basın açıklaması şöyle:

Değerli Meslektaşlarım; Saygıdeğer Basın Mensupları;

Yeni Adli Yıla hem ülke hem de meslek olarak birçok yaşamsal sorunla mücadele ederek giriyoruz. Her gün onlarca genç/yaşlı vatandaşımız Terör belası yüzünden yaşamını yitiriyor/yaralanıyor. İşsizlik rakamları her geçen gün büyürken gelir dağılımındaki adaletsizlik de buna bağlı olarak artış gösteriyor.

Bunca önemli sorun dururken siyasi iktidarın salt yargıyı kendine bağımlı kılmak için giriştiği ve uzlaşmadan uzak, üstelik dayatmacı biçimde hazırladığı Anayasa Değişiklik Paketi için referanduma gidilecek olması da toplumsal kutuplaşmayı beraberinde getiriyor. Üstelik her fırsatta mevcut yargıya ve anlayışına saygı duymadığını belirterek kendi anlayışına uygun bir yargıya olan özlemini dile getiren siyasi iktidarın yargıya ve kendi anlayışında olmayanlara karşı takındığı baskıcı tavrı da demokratikleşmenin önündeki en önemli engellerden biri olarak karşımızda duruyor.

Avukatlar ve Barolar olarak yıllardır her fırsatta önemine değindiğimiz ve şiddetle ihtiyaç duyduğumuz gerçek anlamda bir Yargı Reformu’nun gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtiyor ve bir kez daha yetkilileri uyarıyoruz.

                                                                      

Her adli yıl açılışında ve her fırsatta üzerine basa basa önemle belirtmemize rağmen, bugün de Avukatlar, Avukatlık Mesleği ve Avukatların örgütlü gücü Barolar hala yargının ayrılmaz bir parçası olarak büyük sorunlar yaşamaktadırlar. Daha staj aşamasında çalışma yasağı ve dolayısıyla ekonomik sıkıntıyla karşılaşan sosyal güvenceden yoksun üyelerimiz, mesleğe başladıklarında da çeşitli masraflar ve ağır vergi yükleriyle karşı karşıya kalmakta, kendi sosyal ve mesleki sorunları yanında yargının ağır ve yıllardır giderilemeyen sorunları ile de boğuşmak zorunda bırakılmaktadırlar.

Genelde hukukçuların ve özelde ise mesleğimizin en yakın ve çözülmeye muhtaç temel sorunu ülkemizdeki hukuk eğitimine ilişkindir. Zira hukuk eğitimindeki plansızlık ve bu plansızlığın yol açtığı sorunlar her geçen gün alabildiğine büyümektedir.

Savunmaya yeterince önem verilmemesi ya da savunmanın beyanlarının dikkate alınmaması halinde yapılanlar kabul edilemeyeceği gibi gerçekleşen işleme de “yargılama” denilemez. Savunma olmadan yargılama; yargılama olmadan da hukuk ve adalet sağlanamaz.

Yargının önemli sorunlarından biri de adliyelerdeki giderilemeyen ve önlenemeyen iş yüküdür. Bu sorun her zamanki gibi artarak sürmekte, mahkemelerdeki dosya yığılmalarından dolayı yargılama faaliyeti aksamakta, adaletin tecellisi gecikmekte ve adil yargılanma ilkesi zedelenmektedir.

Yargının işlerliğinde İstanbul özelinde tespit ettiğimiz aksaklıklar ve çözüm önerilerini pek çok kez bakanlığa ilettik. Yargının gerçek sorunu olan ilk derece mahkemeleri ve yüksek mahkemelerdeki iş yükü, hâkim – savcı ve personel alımı ve iş yükü planlaması ile çözüme kavuşturulabilir.

UYAP Sistemi’ndeki aksaklıklar da yer yer sürmektedir. Bu konuda teknik altyapı eksiklikleriyle ve yasasız olarak girişilen ulusal yargı ağı projesi, işleri hızlandırmak yerine çoğu zaman durma noktasına getirmektedir. Adliyelerdeki fiziki ve alt yapı eksikliklerine bir de UYAP sisteminin getirdiği aksaklıklar eklenince uygulamacı hukukçuların işleri daha da zorlaşmıştır.

‘Adalete Erişim’in kolay ve ucuz olması hatta ücretsiz olması “Adli Yardım”ın etkinleştirilmesi çağdaş ve gelişmiş ülkeler demokrasisinin, temel ilkeleri arasındadır. Bizde de CMUK ile başlayan ve CMK ile gelişen bir Adalete Erişim uygulaması bir an önce çağdaş ülkeler standardına çıkarılmalıdır.

Cmk uygulamalarında görev alan meslektaşlarımız aldıkları masraflar nedeniyle geriye yönelik haksız ve mesnetsiz vergi yükü ile karşı karşıya bırakıldılar. Aradan geçen bunca zamana karşın sorunların henüz çözümlenememiş olması ve bu sorunlarla yeni bir adli yıla daha başlamış olmak üzüntü vericidir.

İstanbul’da yapımı sürdürülen Çağlayan ve Kartal Adliye Binalarında sona doğru yaklaşılmaktadır. Yılbaşından sonra bu binalara taşınma işlemleri başlayacaktır. Bakanlık bu devasa binalarda gerçekleştirdiği her işlem için kendi başına karar alıp uygulamaktadır. Bugüne değin bu adliye binalarının inşaat sürecinde baromuzdan hiçbir şekilde görüş alınmamıştır. Baromuza ayrılan yerler konusunda da talebimiz dışında herhangi bir bilgilendirilme yapılmamıştır. Bu durum mesleğe, meslektaşa ve barolara önem verilmediğinin bir başka göstergesidir. 

Değerli meslektaşlarım;

Türkiye’de Yargı bağımsızlığının önündeki en büyük engellerden birisi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na (HSYK) Adalet Bakanı ve Müsteşarı’nın üye olması ve başkanlık etmesi yatmaktadır. Adalet Bakanı hükümeti temsil eden siyasi bir kimliktir. Siyasetin yargıya müdahalesi anlamına gelecek bu sistemin değiştirilmesini yıllardır savunuyoruz.

Siyasi iktidar bu konuda adım atmak yerine, tek başına giriştiği anayasa değişikliği paketiyle HSYK’nın ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısını esaslı biçimde değiştirecek düzenlemelere gitmeyi tercih etmiştir.

Bilindiği üzere Anayasamızda yazılı olan hukuk devleti ilkesi, hukukun üstünlüğü temeline dayanır Hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü kavramları, insanlığın tarihi gelişiminden ve uzun savaşımlar sonucunda edinmiş olduğu birikimler doğrultusunda bugünkü aşamaya erişmiştir.


Bu aşamayı Toplumsal örgütlenmenin ulaştığı en ileri ve çağdaş düzeyi, çoğulcu, demokratik hukuk devleti olarak niteleyebiliriz. Demokratik hukuk devleti, kurallar ve kurumlar rejimidir. Hukuk devleti ilkesi, çağdaş demokrasilerin belirleyici niteliğidir. Çağdaş uygarlık düzeyine yükselebilmek, hukuk devleti ilkesinin evrensel standartlara uygun olarak gerçekleştirilmesi, geliştirilmesi ve korunması ile olanaklıdır. Hukuk devleti, demokratiklik ilkesinin yanı sıra, evrensel kuralların üstünlüğünün de güvencesidir. Güçler ayrılığı kuramı ilk kez 17. yüzyılda ileri sürülmüştür. Buna göre bir devlette yasama, yürütme ve yargılama erkleri Tanrı tarafından bir kişiye verilemez, bu erkler halktan gelen erklerdir.

Atatürk Cumhuriyeti, bu ilkeyi benimseyerek egemenliği gerçek sahibine yani Türk Ulusuna teslim etmiştir.

Kanunlar, yasama organı tarafından yapılır, bu yasalar yürütme organı tarafından yürütülür ve adalet, yargı organı tarafından yerine getirilir. Her üç kuvvet de gücünü halk egemenliğinden alır. Modern ve çağdaş demokrasinin gerçekleşmesi için bu üç organın birbirinden ayrılması koşuldur.

12 Eylül’de yapılmak istenen değişikliklerle Anayasa Mahkemesi ve HSYK yani Yargı erki, yürütme organının denetimine alınmak istenmektedir. Bu durum kuvvetler ayrılığı ilkesini temelinden sarsmaktadır.

Değerli Meslektaşlarım;

Tutuklama kurumu Ceza Hukukunun koruma tedbirlerinden olup Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun (CMK) 100. ve devam eden maddelerinde düzenlenmiştir. Yasanın giriş maddesinde de hüküm altına alındığı üzere kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli ve sanık hakkında tedbir mahiyetinde tutuklama kararı verilebilir. En önemlisi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde tutuklama kararı verilemez.

Oysa ülkemizdeki uygulamalarla ne yazık ki tutuklama bir yargılama tedbiri olmaktan çıkmış ve adeta bir infaz müessesine dönüşmüştür. Yıllar yılı içeride tutuklu kalan sanık ya da şüpheliler kimi zaman tam olarak neyle suçlandıklarını dahi bilemeden özgürlüklerinden mahrum kalmaktadırlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına da yansıdığı üzere ülkemizde tutuklama tedbiri uygulayıcılar tarafından yanlış uygulanmakta ve bu durum tedbirden öte adeta bir zulme ve eziyete, insan hakları ihlaline dönüşmektedir.

CMK 250. madde ile yetkili İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’nin soruşturma evresinde savunma yapılabilmesinin önünde gerek mevzuattan gerekse de uygulamalardan kaynaklı pek çok sorun yaşanmaktadır.

Bu mahkemelerde yaşanan sorunlar savunmayı simgesel olmanın ötesine götürmemektedir. Etkin yapılamayan ve dikkate alınmayan bir savunmada yargılamanın adil olabilmesi mümkün değildir.


Tüm dünyada terörün ve organize suçluluğun yıkıcı etkisi bilinen bir gerçektir. Bu nedenle bu tür suçlara karşı yapılacak mücadelenin özellikli olması da doğaldır. Ancak bu suçların yargılanmasında, masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkı kapsamında savunma hakkını hiç kullandırmamaya yol açabilecek özel yargılama usullerinin getirilmesi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü prensipleri ile bağdaşmaz.

                                                                       ***

Bu arada Emniyet ve yargı içinde örgütlenme atağında bulunduklarını ilk ve yetkili ağızlardan işittiğimiz “cemaat yapılanmaları” da demokrasiye ve hukuk devleti ilkesine en çok zarar veren yapılanmaların başında gelmekte ve ülkeye, Cumhuriyete zarar vermektedir. 

Öte yandan ülkemizde bir etnik çatışma ortamı yaratılması konusunda yoğun çabalara girişildiğini görüyoruz. Bu topraklar üzerinde bin yıldır birlikte yaşayan farklı etnik yapıdan gelen insanların emperyalizmin kirli oyunlarıyla bölünmelerine izin verilmesi düşünülemez. Birçok farklı etnik yapıdan gelen kişilerin aynı bayrak altında “Türk Ulusu” üst kimliği ile bütünleşmelerinde bugüne değin bir sorun yaşanmamışken bundan sonra bunu sorun olarak önümüze konmaya çalışılmasını kabul etmemize olanak yoktur.

Huzur ve güven ortamında kardeşçe yaşamayı sürdürme arzumuzu yitirmeden el ele tutuşmayı bilmeli, birbirimizi anlamalı ve konuşmalıyız.

                                                                       ***

İstanbul Barosu, savunmanın nitelikli örgütlü gücünü temsilen Türkiye'nin en büyük barosu olduğu gibi 26.000'i aşan üye sayısıyla dünya çapında da en büyük ve en çok üyeye sahip Barosu sıfatıyla birinci sıraya yerleşmiştir.

İstanbul Barosu kuruluş tarihi olan 1878'den bu yana geçen 132 yılda, yurdumuzda hukuk devleti kavramının yerleşmesi ve geliştirilmesi, hukukun üstünlüğü kavramının tüm toplum katmanlarında hâkim kılınması için her türlü çaba ve özveriyi göstermiş ve göstermeye de devam etmektedir.

Yeni adli yılda tüm meslektaşlarıma sağlık, başarı ve kolaylıklar diliyor, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü mücadelesinin başarıya ulaşacağına ve gerçekleşeceğine olan inancımız ile aydınlık günlerde yaşama arzumuzu bir kez daha sizlerle paylaşırken;  bu yolda özenle demokratik kurallara uygun davranarak hukuksal uğraşılarımızı sürdüreceğimizi, bunun dışındaki çalışmalara ve dayatmalara her zaman hayır diyeceğimizi tüm kamuoyuyla paylaşıyoruz. 

Saygılarımızla...

Başkan Av. Muammer Aydın, basın açıklamasından sonra basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Yeni adli yıl açılışı basın açıklamasının tam metni için tıklayınız.

Galeri

Kategori:Haberler
Basın Açıklaması: 2010 – 2011 Adli Yılı Açıldı | İstanbul Barosu