Baro’Nun Güncel Konulardaki Görüş Ve Açıklamaları
İstanbul Barosunun, Haberleşme Özgürlüğü, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi ve TCK’nun 263. maddesinde yapılan değişiklikler hakkındaki görüş ve açıklamalarına ilişkin 4 Mayıs 2005 tarihinde yayınlanan Basın Bülteni şöyle:

İstanbul Barosunun, Haberleşme Özgürlüğü, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi ve TCK’nun 263. maddesinde yapılan değişiklikler hakkındaki görüş ve açıklamalarına ilişkin 4 Mayıs 2005 tarihinde yayınlanan Basın Bülteni şöyle:
Son günlerde siyasi iktidarın eylem ve işlemlerinde, temel ceza yasalarında daha uygulama başlamadan yapılan değişikliklerde bizi üzen ve umutsuzluğa iten noktaları kamuoyu ile paylaşmayı görev saymaktayız.
1- Anayasanın 22. Maddesinde “Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır…” hükmü ile güvence altına alınmış olan Haberleşme Özgürlüğü CMK’da yapılan değişiklikle (Madde 135) ciddi ölçüde tehdit altında bulunmaktadır. Yapılan düzenlemeyle “gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir” hükmü haberleşme özgürlüğünü tehlikeye sokar niteliktedir.
Ayrıca; Anayasa’nın 22. maddesinin 2. fıkrasının yazılı sebepler ileri sürülerek hâkim kararı ile haberleşmenin engellenmesi ya da gizliliğine dokunulması, yani telefon dinlenmesi, e-postaların izlenmesi belli kişi ve olaylarla ilişkisi olanlar için başka yolla delil elde etmek olanağı bulunmadığı hallerde başvurulabilecek bir yoldur.
Gazetelere yansıyan şekliyle tüm vatandaşların her tür iletişiminin izlenmesine olanak sağlayacak şekilde genel bir dinleme ve izleme kararı verilemez. Bu nitelikte bir karar Anayasa’nın 22. Maddesine aykırıdır. Bu kararla dinlenen ve izlenenlerin kamuoyuna açıklanması gerekir.
Aynı şekilde, bu karara dayanarak haberleşme özgürlüğünü ihlal ederek “dinleyenler” de suç işlemiştir. Çünkü dinleme iznini veren hakim dahil, kimin niçin dinlendiğini ve sonucunun ne olduğunu dinleyenden başka kimse bilmemektedir.
2- Gene C.M.K’da yapılan bir başka değişiklikle (Madde:122) Savunma Hakkı kaldırılmıştır. “Türk Ceza Kanununun 220 ve 314. maddesinde sayılan suçlar ile terör suçlarından tutuklu ve hükümlü olanların müdafilik veya vekillik görevini üstlenen avukat, hakkında bu fıkrada sayılan suçlar nedeniyle kovuşturma açılması halinde tutuklu veya hükümlünün müdafilik veya vekilliğini üstlenmekten yasaklanabilir.” Hükmü ile savunma hakkı ve Adil Yargılanma hakkı ile asla bağdaşamaz. Ayrıca bu maddenin devamında “Müdafi veya vekil görevden yasaklanmış bulunduğu sürece başka davalarla ilgili olsa bile müdafiliğini veya vekilliğini üstlendiği kişiyi ceza infaz kurumunda veya tutukevinde ziyaret edemez.” Hükmü İ.H.A.S ve A.İ.H.M kararlarına ve Anayasanın 36. maddesi hükmüne aykırılık oluşturmaktadır.
3- Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Uygulamalı Eğitim adı altında 2005-2006 öğrenim döneminde yapmayı tasarladığı, sınıfta kuran okunması, ayetlerle ilgili sunumlar hazırlanması, toplu olarak camiye gidilerek abdest alma ve namaz kılma çalışmaları yapılması laik eğitim düzenine aykırıdır. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersini öğreteceklerin seçiminde ne gibi ölçütlerin uygulanacağı ve esasen bu dersi vermeye aday olacakların niteliklerinin ne olacağı düşünüldüğünde, bu uygulamanın “müspet ilim” e dayalı eğitim anlayışının terk edilerek, yerine “dine dayalı” eğitim anlayışının getirilmek istendiğinin işareti olarak görmekteyiz.
Bunun bir başka somut örneği de, T.C.K 263. maddesinde son anda yapılan değişiklikle yaşanmaktadır. Söz konusu değişiklikle T.C.K. 263. Maddesinin 2. fıkrasında yer alan “Yukarıdaki fıkrada gösterilen yerlerin kapatılmasına da karar verilir.” Hükmü ile bu kurumlarda öğretmenlik yapanlara ceza verilmesi kaldırılmış, altı aydan 3 yıla kadar olan hapis cezası da 3 aydan 1 yıla kadar olarak tespit edilmiştir. Böylece; yasa dışı olarak açılmış ve açılacak eğitim kurumları kapatılmayacak, çalışmalarını sürdürerek, para cezası ile kurtulacaktır. Pratikte hapis cezası da para cezasına dönüştürüleceğinden, yasa dışı eğitim kurumu açmanın cezası da para cezası olacaktır. Bu değişikliklerle adeta, kanunsuz kurs ve eğitim kurumlarının açılması özendirilmek istenmiş, Cumhuriyet ve Laiklik karşıtı tarikatların faaliyetlerinin yolu açılmıştır.
Yukarıda açıklamaya çalıştığımız olgular, henüz tam olarak ortaya çıkmamış bir bütünün göze gelen parçalarıdır. Görünen, görünmeyen parçaların birleşmesiyle ortaya çıkacak tablonun hiç birimizin görmek istemeyeceği nitelikte olması kaçınılmazdır. Bu yüzden, bugün hepimize bu parçaların her biri ile ayrı ayrı uğraşmak ve amaçladıkları bütünün önüne geçmek görevi düşmektedir.
Saygılarımla,
Av. Kazım KOLCUOĞLU
İstanbul Barosu Başkanı


