Barolar Gezi Eylemlerinde Yasal Ve Sosyal Sorumluluklarını Yerine Getirdi
Kamuoyunda “Gezi Eylemi”

Kamuoyunda “Gezi Eylemi” olarak tanımlanan demokratik hak arayışına yönelik eylemlerin, Ankara’da desteklenmesi amacıyla yapılan gösteriler sonucunda, Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından hazırlanan fezlekede, Ankara Barosu’nun “yönlendirici ve kışkırtıcı” olarak nitelendirilmesi, demokratik hukuk devletinden habersiz bir birimin gayretkeşliği değilse, bilgisizliğin cehalet boyutundaki aymazlığıdır.
Emniyet Müdürlüğünün, teknik olarak “orantısız güç kullanma” olgusunu da aşan bir “şiddet”in sorumlusu olmaktan kurtulmanın yöntemi olarak, ivedi bir fezleke ile sorumlular üretme gayreti, sadece yandaşlarını inandırabileceği bir öyküdür. PVSK 16. Madde ile tanımlanan yetkisini sınır aşarak kullanan kolluğun TCK 256. Madde bağlamındaki sorumluluğu bu türden hukuki içerikten yoksun fezlekelerle bertaraf edilemez. Kaldı ki, Avukatlık Kanununun 76. Maddesi ile Barolara görev olarak tevdi edilen hususların, “suç” olarak nitelendirilmesi de asla kabul edilemez.
Bu fezleke, hukuk sistemimiz için ayrı bir özellik de arz etmektedir. Uzun bir süreden bu yana, İstanbul Barosu olarak “kolluğun soruşturma, yargılama ve hatta infaz” görevini üstlendiği savıyla ısrarlı uyarılar yapmakta ve bu temelde fiilen değiştirilmeye çalışılan sistemin, giderek savcılıklar elinden kolluğa yönlendirildiğine dair yakınmalarda bulunmaktaydık. Gerçekten de, yürüttüğü soruşturma bilgilerini savcılığa iletmekle görevli kolluğun, bu soruşturmayla ilgili sözde hukuksal değerlendirmeleri de içeren fezlekelerle savcılığı yönlendirme gayretleri, polis devleti özleminin tezahürüydü. Emniyet Müdürlüğünün zaman zaman kamuoyuna açıklamalarını da içeren bu türden uygulamalarının soruşturmaya egemen hukuk usulüne aykırı olduğu ve suç teşkil ettiği bilinmelidir.
Emniyet Müdürlüğü tarafından bu eylemler nedeniyle yapılması gereken, “kolluğun eğitilmesi”dir. Demokratik hak arayışlarına karşı “tahammül” göstermesi gereken kolluğun, asabiyetine teslim edilen bir güvenlik kavramı olamaz. Mutlaka bir fezleke düzenlenmesi gerekmekte ise, bu fezlekenin içeriği, doğrudan ve fiilen güç kullanan polisin bu eyleminin sorgulanması ve açılacak idari soruşturmanın sonuçlarının değerlendirilmesidir. Polisin; hak arama özgürlüklerinin teminatı olma işlevini kazanabilmesi, halkın hakkı olan eylemselliği güvenlik içinde kullanabilmesinin temini, görevine dair yaklaşımının nirengi noktasıdır. Henüz, bu konumunu ve görevini içselleştiremeyen kolluğun, bu yetmezmiş gibi bir de “itham edici” mevkie geçmesi, asla kabul edilemez.
Baromuz, Ankara Barosunun bu süreçte yüreklice gerçekleştirdiği tüm iş ve işlemlerinin arkasındadır. Herbiri hak arama özgürlüğünün kullanılmasına yönelik duyarlılık içeren ve özünde temel hak ve hürriyetleri koruyan bu çalışmaların fezleke konusu yapılması, hukuk tarihine kara bir leke olarak geçecektir.
Kamuoyuna saygı ile sunarız.


