Baro Meclisi 51. Genel Kurulu Yapıldı

İstanbul Barosu Baro Meclisi 51. Olağan Genel Kurulu, 2 Temmuz 2022 Cumartesi günü Kanlıca Barobahçe Sosyal Tesislerinde yapıldı.
Genel Kurula, İstanbul Barosu Baro Meclisi Divan Başkanı Av. Necmi ŞİMŞEK, Başkan Vekili Av. Hüseyin KARATAŞ, Başkan Vekili Av. Bahar ÜNLÜER ÖZTÜRK, Divan Kurulu Üyesi Av. Nihan ÖZHAN AKDURUCAK ile Av. Elif Sena İNCEKARA; İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet DURAKOĞLU, Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Muazzez YILMAZ, Yönetim Kurulu Üyeleri Av. Lütfi TOPRAÇ, Av. Selahattin MERİÇ, Av. Sinan Naipoğlu, Barolar Birliği önceki Başkan Yardımcısı Av. Berra BESLER, Barolar Birliği önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Filiz SARAÇ, Baro Meclisi Divanı önceki Başkan vekillerinden Av. Nizar ÖZKAYA, İstanbul Barosu komisyon ve merkez başkanlarının da aralarında bulunduğu genel kurul üyesi avukatlar katıldı.
İstanbul Barosu Baro Meclisi Divanı Başkanı Av. Necmi ŞİMŞEK, gündem gereği Genel Kurul Üyelerini, Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları, şehitlerimiz ve yitirdiğimiz meslektaşlarımızın manevi huzurunda saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nı okumaya davet etti.
Av. Necmi ŞİMŞEK açılış konuşmasının ardından gündem gereği İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet DURAKOĞLU’nu, bilgilendirme konuşması için kürsüye davet etti. Av. DURAKOĞLU, “2 Temmuz hepimiz için yüreğimizde yaşattığımız bir büyük acı. Bu acıda kaybettiğimiz değerlerimiz, aydınlarımızın anıları önünde saygıyla eğiliyorum” dedi.
NAYLON STAJ NEREDEYSE MEŞRULAŞTIRILIYOR
Av. Mehmet DURAOKLU konuşmasında, 11 Haziran 2022 günü yürürlüğe giren Avukatlık Yasasında yapılan değişikliği eleştirerek, bir çok haksızlığı içinde barındırdığını belirterek, “Kamuda çalışırken yapılan stajın ciddi bir staj olamayacağını hepimiz biliyoruz. Bir başka deyişle bu yasa nerede ise naylon staj dediğimiz stajı meşrulaştıran, resmileştiren bir tablo ortaya koyuyor. Bütün bu gerçeklik tablosu ortada” dedi.
STAJYER AVUKATA MAAŞ VERİLMESİNE ADALET BAKANLIĞI KARŞI ÇIKTI
Av. DURAKOĞLU konuşmasını şöyle sürdürdü: “Avukatlık Yasası gereğince, hakim ve savcı stajyerine maaş bağlayan devlet aklının, avukat stajyerine maaş vermemesini anlayabilmek mümkün değil. Buna rağmen, devletin avukat stajyerine kol kanat germemesi apayrı bir sorun. İkinci madde ile ikinci baroların adli yardım büroları açmalarına olanak veriliyor. Bizim için tahakkuk etmiş paranın önemli bir kısmı ikinci baroya gidiyor. Öncelikle, bizler gerekli tepkiyi ortaya koyduk. Barolar birliği gereken tepkiyi ortaya koydu. Biz, yasa teklifinin görüşülmesi sırasında TBMM Adalet Komisyonuna gittik. Orada hem Barolar Birliği Başkanı hem ben milletvekillerine uzun uzun bu yasanın neden çıkmaması gerektiğini anlatmaya çalıştık. Daha da ötesi İstanbul Barosu deneyimini de kendilerine yansıttık. 2005 yılında İŞKUR, Çıraklık Yasası çerçevesinde çıkardığı bir yönetmelik ile özellikle staj yapan kamu kurumlarında başka mesleklerle staj yapan genç stajyerlere asgari ücret tutarında ücret veriyordu. Bu çerçevede biz de stajyer yapan 15 meslektaşımızı bu sisteme dahil ettik. 4 ay boyuncu meslektaşlarımız asgari ücret düzeyinde maaş aldılar. Ancak çok garip bu maaşı veren kurumun tepkisini beklerken, Adalet Bakanlığından tepki geldi. ‘Böyle bir şey yapamazsınız. Yaparsanız bu insanlara avukatlık ruhsatını vermem’ dedi. Yani aslında avukat stajyerine asgari ücret düzeyinde maaş bağlayabilecek bir kurumsallık varken; İŞKUR. Ona maaş bağlanabilecek bir kaynak varken, çıraklık eğitimi bağlamında, bunun yasal düzenlemesi yönetmelik varken, buna karşı çıkanın Adalet Bakanlığı olması çok garipti. Bu durumu TBMM Adalet Komisyonunda anlattık. Evet çalışma yasağının kalkması olumludur. Ama bununla birlikte devletin avukat stajyerine sahip çıkması gerekir dedik. Ama hiçbir sonuç alamadığımızı da ifade etmek istiyorum”
AVUKATLIK YASASINDAKİ DEĞİŞİK STAJYER AVUKATLAR İÇİN YAPILMADI
Avukatlık Yasasındaki değişliğinin, stajyer avukatlar, avukatlar düşünülerek yapılmadığını belirten Av. Mehmet DURAKOĞLU, “Hepimizin özellikle bilmesi gereken bir konunun altını çizerek işaret etmek gerekiyor. Bu yasa, bir türlü gelişemeyen, bir türlü büyüyemeyen, hatta sayın Cumhurbaşkanının 27 Mayıs’ta Yassıada’da yapılan toplantıda ‘Artık ikinci baro birinci baronun yerine geçmelidir’ dedirten, büyümediği için dedirten bu anlayışın, bir anlamda, yasa olarak somutlanmış biçimidir. Bir başka deyişle, kamuda çalışanlara avukat statüsü verilmesi suretiyle ikinci baroya kaydolmaları ve onların sayılarının artırılması mücadelesidir. Bu yasanın başka hiçbir amacının olmadığını bilmenizi istiyorum. Bir taraftan kamuda çalışan hukuk fakültesi mezunlarının biran evvel avukat statüsü kazanması, onların bir biçimiyle baro levhalarına yazılmasının sağlanması, onlara en azından adli yardım imkanlarının verilmesi bakımından adli yardım bürolarının kurulması ve o bürolar vasıtasıyla aslında İstanbul Barosunun hak ettiği bir bedelin de doğrudan doğruya ikinci baroya aktarılması suretiyle bu insanlara bir de iş imkanı sağlanmasına yönelik bir yasadır. Asla stajyerler düşünülmüş falan değildir. Asla bir avukat düşünülmüş falan değildir. Asla ne kamuda çalışan ne de çalışmayan stajyerin ya da avukatın düşünüldüğü onun yararına çıkarılan bir yasa da değildir. Öyle olmadığı o kadar bellidir ki benim TBMM Adalet Komisyonunda kavga nedeni olan o cümlemi de burada da söylemek istiyorum. Bunca sorununuz varken onlarca yüzlerce sorununuz varken sanki avukatların sorunu buymuş gibi böyle bir dönemde böyle bir yasanın gündeme getirilmiş olmasını anlayabilmek asla mümkün değildir. Dolaysıyla, 5 Nisan’da verilmiş güya avukatlara müjde olsun diye 5 Nisan günü tercih edilmiş 5 Nisan’da verilmiş bir yasa teklifinin bu bağlamda anlaşılması gerekir diye düşünüyorum” diye konuştu.
İKTİDARIN HUKUKLA İLGİLİ OLARAK EN KÜÇÜK BİR DUYARLILIĞI YOK
Avukatlık Yasasındaki değişikliğin bir gerçeği daha ortaya koyduğunu belirten Av. Mehmet DURAKOĞLU, “Bu vesileyle açıklıkla belirtmek istiyorum ki içinde bulunduğumuz zaman dilimi içerisinde yaşadıklarımız, ya da şimdiye kadar yaşadıklarımızın bizi getirdiği bu son nokta, bu siyasal iktidarın hukukla ilgili olarak en küçük bir duyarlılığının olmadığı, dolaysıyla savunma hakkına gelinceye kadar yapılması gereken pek çok düzenlemenin onların gündeminde bile olmadığı gerçeğini görmemiz gerekiyor. Dolaysıyla bu gerçekten hareketle bu siyasal iktidarın var olduğu sürece bu ülkede yargıyla ilgili hukukla ilgili her hangi bir sorunun düzelmeyeceğine, düzelemeyeceğine artık hepimizin inanç beslemesi gerekiyor. Bu siyasal iktidar, hukuktan öylesine uzakta, hukuktan uzaklığın, yargının kurucu unsuru olan savunmaya karşı bırakın ilgisizliği öylesine saygısızdır ki geldiğimiz noktada önceki hafta içerisinde emniyet genel müdürlüğünün çıkardığı bir genelgeye özelikle dikkatinizi çekmek istiyorum. Bir meslektaşımız özelikle ifadeler sırasında, kolluktaki ifadeler sırasında kolluğun, avukatın ifade tutanağa yazacağı şerhine müdahalesini doğru bulmadığını, karakollarda giderek bu yönde bir eğilim oluşmaya başladığını, zaman zaman savcılıklarda da rastladığımız bu durumun, kollukta çok geniş bir şekilde gerçekleştiğini görüp düşünüp, bu konuda bir yeknesaklığın sağlanması bakımından Ombusmanlığa, Kamu Denetçiliği Kurumuna başvuruyor. Kamu Denetçiliği Kurumu da yaptığı inceleme sonunda verdiği kararda, ‘evet doğrudur. Avukat o değildir. Avukat müdahale edebilir. Hatta ifadeyi sonlandırabilir. Şerh düşebilir. Soruların sorulamamasına, başka türlü sorulmasına ilişkin müdahalelerde bulunabilir. Her türlü müdahaleye hakkı vardır. Bakanlık tarafından bir yeknesaklığın sağlanması için dosyanın İçişleri Bakanlığına gönderilmesine karar veriyor. Ne beklersiniz bir hukuk devletinde? Niye kurulmuştur Ombusmanlık? Kamu Denetçiliği Kurumu niye vardır? Bir hukuka aykırılığı tespit etmek ve hukuku aykırılığı ortadan kaldırmak veya en azından o hukuka aykırılığın ifade ettiği sonuçlar bakımından uygulamayı değiştirmek. Tam da yasasındaki anlamıyla yeknesaklığı sağlamak. Sanki meydan okur gibi bir genelge ile karşı karşıya kaldık. Yeknesaklığı sağlamasını beklediğimiz emniyet genel müdürlüğü kalktı, ‘hiçbir şekilde avukat müdahale edemez’ dedi. ‘Kolluktaki ifadeye hiçbir şekilde avukatın müdahalesi olamaz, yeknesaklığı böyle sağlıyorum’ dedi. Alın işte size anlatmaya çalıştığım bu” dedi.
BAROLAR BİRLİĞİ VE 81 BARO BAŞKANI ORTAK TEPKİ GÖSTERDİK
Av. Mehmet DURAROĞLU, Emniyet Genel Müdürlüğü genelgesiyle ilgili olarak “Bütün baro başkanı arkadaşlarımızla birlikte, 81 il barosu çok nadiren biraya gelebiliyoruz ama 81 Baro Başkanı, Barolar Birliği ile birlikte ortak açıklama yaptık. Ama biz İstanbul Barosu olarak başka bir şey yaptık. İstanbul’daki bütün başsavcılıklara bir yazı yazdım. Ve o yazıda, açık bir biçimde, bu soruşturmanın patronu Cumhuriyet Savcılardır. Bu kolluğun bu tavrı, ‘ben buna müdahale ederim’ tavrı, aslında sizin yetkinizi gasp etmek anlamına gelir. Başsavcılık olarak bunu şiddetle reddetmelisiniz dedik. Kolluk değil benim muhatabım. Bir soruşturmanın patronu Cumhuriyet Savcısıdır. Savcı adına kolluğun, Emniyet Genel Müdürlüğünün, üstelik yargının daha sonra alacağı kararlarla ilgili olarak adil yargılamadan tutun da gerçekten pek çok alanda dava dosyasını sakatlayacak olan bu temeldeki olgunun asla gündeme gelmemesi gerektiğini söyledik” dedi.
Avrupa Baroları ve Hukuk Birlikleri Konseyi (CCBE),Avrupa Barolar Federasyonu (FBE)‘nin Ortak Kongresi ile FBE Genel Kurulu 22-25 Haziran 2022 tarihlerinde Sofya Barosu ev sahipliğinde Sofya’da gerçekleştirildiği toplantıya katılan Av. Mehmet DURAKOĞLU, Baro Meclisi Genel Kuruluna katılan meslektaşlarımıza izlenimlerini aktardı.
Av. Mehmet DURAKOĞLU, konuşmasını şöyle sürdü: “ Sofya’da karşılaştığım bazı olguları, işaret etmek istiyorum. Üç gün boyunca bu iki kurulun düzlendikleri ortak toplantıları, ayrı ayrı düzenledikleri toplantılarda pek çok mesleğe ilişkin başlık tartışıldı. Aslında bugün de Baro Meclisinin de gündemini teşkil eden konulardı bunlar. Ama bir özet sunmam gerekirse üç başlığın Avrupa’da çok ciddi konuşulduğunu belirtmek istiyorum. Bunlarından bir tanesi orada ilk kez işittiğim dijital adalet ya da teknolojik adalet dedikleri nokta. Teknolojinin, adalet kurumlarını, mesleğimizi nereye getireceği Avrupa’nın bir numaralı tartışma konusu. Orada da ceza duruşmasında e-duruşma sisteminin olmaması çok ciddi tartışılıyor. Ama beni şaşırtan konu, Avrupa hemen hemen bütün baroların, hükümet baskısından şikayet ediyor olmaları. Belki bizdeki kadar siyasal değil nedenler. Ama onunla birlikte hükümet baskılarının, avukatlar üzerinde oluşturulduğu gerçeğiyle karşı karşı karşıyayız. Bu gerçek aynen devam ediyor. Bizdeki gibi özelikle arabuluculuk ve noterlik konusunda, Avrupa’da da kaygılar devem ediyor. Orada da noterlerin pek çok yetkiyi almakta olduğu, almayı düşündükleri, hükümetlerin böyle tasarılarının olduğu, arabuluculuğun önemli ölçüde avukatlığı engellediği düşünülüyor. Çünkü orada avukatlık mesleği dışındaki meslekler de arabuluculuk yapabiliyor. Genç Avukatlar sorunu da Avrupa’nın en temel sorunlarından birisi. 2019 yılında da aynı kurumların Lizbon’daki toplantısına da katılmıştım. Aradan geçen 3 yıl içerisinde çok önemli değişikliklerin olmadığını gördüm. Sorunların üst üste biriktiğine tanık oldum. Çok da değişen bir şey yok. Lizbon’daki toplantıda çıkış yolunun özelikle uzmanlaşmakta olduğu kararına varılmış, baroların bu konuya özen göstermesi gerektiği, gelecekte sorunların çözümünün avukatların uzmanlaşmasında olduğu vurgulanmış, eskiden olduğu gibi ne iş olsa yaparım mantığının terk edilmesi gerektiği noktasında idi. Bugün de 3 yıl sonra ortaya çıkan tabloda, bir baronun görevi olmasa da oradan gelir gelmez biz çok önceden İngilizce eğitim kursları başlattık. Uzmanlaşma konusuna özel bir önem verdik. Bu anlamda, meslek içi eğitim merkezimiz, üniversitelerle yaptığımız işbirlikleriyle, bu anlamda Avrupa’da çıkış noktası olarak gösterilen iki konuyu baro olarak elimizi taşın altına koyarak yapmaya çalıştık. Sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde işsizliğin artıyor olması nedeniyle özellikle de gençler bireysel mesleklere ilgi göstermeye başlamışlar. Bu bireysel meslekler arasında da sadece Türkiye’de değil sadece Avrupa’da değil, bütün dünyada en çok ilginin avukatlık mesleğine gösterildiği gerçeğiyle karşı karşıya kaldık. Avrupa ve Türkiye’de avukatlık mesleğiyle ilgili yaşanan sorunların çözümü için giderek büyüyecek bu sorunların çözümüne ilişkin yeni bakış açıları, yeni modeller ortaya koymamız gerektiği gerçeğini ortaya koyuyor.”
AV. NECMİ ŞİMŞEK “2 TEMMUZ YARASI HALA İÇİMİZDE”
Gündemin 4. Madde gereğince, Baro Meclisi’nin geçen 3 ay içerisindeki yaptığı çalışmalarla ilgili olarak Baro Meclisi Divanı Başkanı Av. Necmi ŞİMŞEK, sunum gerçekleştirdi. Av. ŞİMŞEK, “Bugün 2 Temmuz. 2 Temmuz 1993 günü yaşanan acı yüreklerde devam ediyor. Sadece saz çalıp, sadece halay çeken, sadece semah dönen insanları, hunharca yaktılar. Katlettiler. İlahiler eşliğinde yaktılar. ‘Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu. Cumhuriyet’i Sivas’ta biz bitireceğiz’ diyen insanlara inat diyoruz ki ‘İstanbul Barosu Cumhuriyet’e bütün fertleriyle, bütün unsurlarıyla sahip çıkacaktır. Ölümüne sahip çıkacaktır. Bunun kararlılığı içerisindeyiz. Bunu belirtmek istiyorum” dedi.
AV. NECMİ ŞİMŞEK 3 AYLIK ÇALIŞMALARIYLA İLGİLİ BİLGİ VERDİ
Av. Necmi ŞİMŞEK, Baro Meclisi Başkanlık Divanı seçimi üzerinden 3 ay geçtiğini, Baro Meclisi Yönerge gereğince 3 ay içerisinde bir olağan genel kurul yapılması gerektiğini belirterek, “ Temmuz ayı sonunda yapmayı düşündük. Ama araya bayram tatili girmesi ve ardından da adli tatilin başlaması, katılımın düşük olabileceği nedeniyle bugün yapmak zorunda kaldık. Ama görüyorum, katılım yine çok düşük. Sürekli baro meclisi yönergesinin değiştirilmesini, katılım konusunu gündeme getirip üzerimizde manevi baskı oluşturulup, ardından da bu toplantılara katılmamayı çok doğru bulmadığını belirtmek istiyorum. Bu bir aile toplantısı. Hepimiz üzerimize düşen görevleri yapmak durumundayız. Bunun bilinmesi lazım. Geçtiğimiz üç ay içerisinde, çalışmalarımızın içeriğini belirlemek üzere bir dizi toplantı yaptık. Öncelikle merkez, komisyon ve kurul başkanlarımızla, gerçekten çok büyük bir katılımla bir toplantı yapıldı. Toplantıya teşrif eden merkez, komisyon, kurul başkanları, çok detaylı çalışma önerisi raporlarını bize iletti. Bu sorumluluk duyguları nedeniyle kendileri çok teşekkür ediyorum. Ardından eski İstanbul Barosu Denetleme, Disiplin kurulu ve eski Baro Meclisi Başkanları ile toplantı yaptık. Amacımız, baro meclisi yönergesi değişikliği önerisine ilişkin kendilerinin bilgi birikimi ve deneyimlerinden istifade etmek idi. Çok da faydalı oldu. Bu arada son genel kurula katılan 7 ayrı grubu temsilen 2’şer temsilci ile 14 arkadaşımızın katılımıyla, hem yönergede yapılması istenen değişiklik ile ilgili görüş alışverişinde bulunduk hem de görev tanımıza giren konularda nasıl bir açılım yapabileceğimiz konusunda bilgi alışverişinde bulunduk. Bir çalıştay yapılması kararlaştırıldı. Öncelikle Türkiye’de Yargı Sorunları, ardından da Meslek Sorunlarıyla ilgili bir dizi çalıştay yaptık. Türkiye bir yangın yerine döndü. Başta Yargı olmak üzere. Şimdi biz yangın yerindeyiz. Öncelikle bu yangını nasıl söndürebiliriz? Nasıl katkı sunabiliriz? Biz yönergemizi en mükemmel hale getirsek bile bu toplantıları yapamayacağız belki. Son dönemde yapılan yasal değişiklilerin amacı yargı için avukatlık için değil sadece ikinci baro için yapılıyor. ’dedi. Adli tatilde meslektaşlarımıza sağlık ve mutluluklar dileyen Av. Necmi ŞİMŞEK, bilgilendirme konuşmasının ardından, “Türkiye’de Yargı Sorunları ve Çözümleri” çalıştayının sonuç bildirgesini okuması için Av. Bahar ÜNLÜER ÖZTÜRK’ü kürsüye davet etti.
Gündemin 5. Maddesi gereğince Baro Meclisi Yönergesi ile değişiklik ve Türkiye’de Yargı Sorunları ve Çözümleri’ çalıştayının sonuç bildirgesiyle ilgili meslektaşlarımız Av. Berra BESLER, Av. Ali ŞEN, Av. Sahir BAFRA, Av. Sinan NAİPOĞLU, Av. Filiz SARAÇ, Av. Figen ERBEK, Av. Şadi ÇARSANCAKLI, Av. Nizar ÖZKAYA, Av. Hüseyin KARATAŞ, Av. Tayfur TANRIVERDİ, Av. söz alarak, görüş ve değerlendirmelerini sundu.


