İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Aydın: “Ergenekon Davasının Toplumda Siyasi Amaçla Yönlendirildiği Kuşkusu Artmaktadır”

İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın, Ergenekon adı verilen davada10. dalga denilen son gözaltı ve aramalara ilişkin 8 Ocak 2009 Perşembe günü saat 11.00’da Orhan Apaydın Konferans Salonunda bir basın toplantısı yaptı.

Aydın: “Ergenekon Davasının Toplumda Siyasi Amaçla Yönlendirildiği 

Kuşkusu Artmaktadır”

İstanbul Barosu Başkanı Av.Muammer Aydın, Ergenekon adı verilen davada10. dalga denilen son gözaltı ve aramalara ilişkin 8 Ocak 2009 Perşembe günü saat 11.00’da Orhan Apaydın Konferans Salonunda bir basın toplantısı yaptı.

Basın Toplantısında, İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Dr. Selçuk Demirbulak, Genel Sekreter Av.Özden Gönenli, Yönetim Kurulu Üyeleri Av.Handan Doğan, Av.Berrin Adıyaman, Av.Turgay Demirci, Av.Hüseyin Özbek ve Av.Ufuk Özkap da hazır bulundu. 

Başkan Aydın, Ergenekon davası uygulamalarının anayasamıza, ceza yargılaması ilkelerine, demokrasinin temel kurallarına adil yargılanma ve savunma hakkına aykırılıklar taşıdığını bildirdi.

Bu aykırılıkların bir ülkenin genel uygulaması ve yasa yorumundan kaynaklandığı için iç hukuk yollarının tüketilmesi koşulu aranmadan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılacak bir başvurunun temelini oluşturabileceğini belirten Aydın, şüpheli ve sanıklar ile ailelerinin bu konuda AİHM’e yapacakları başvuru sonrasında ülkemizin ciddi sıkıntılar yaşayabileceğine dikkat çekti.

İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın, basına şu açıklamayı yaptı:

“Bildiğiniz gibi Ergenekon soruşturması ile ilgili olarak İlk dönemlerde gözaltına alınan sanıklar için açılan kamu davası Silivri’de devam ederken, bir yandan da ne zaman sonlanacağı bilinmez ve anlaşılmaz hale gelen soruşturma zinciri yeni arama ve gözaltılarla sürmektedir.

Bir suç oluşumuna yönelik olduğu iddiasıyla başlatılan soruşturma, bir türlü bitirilemeyen, ucu açık gözaltılar ve tutuklamalarla devam etmektedir. 7 Ocak 2009 Tarihinde gerçekleştirilen ve halen sürmekte olan arama ve gözaltıların, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, MGK, YÖK, Türk Silahlı Kuvvetleri gibi Anayasal organların en üst noktalarında görev yapmış kişilere yönelik olması dikkat çekicidir. 

Her türlü bireysel ve örgütsel suç oluşumlarının hukuk düzeni içinde soruşturulması,  koşulları oluştuğunda tutuklama kararı verilmesi ve gerek görüldüğünde şüpheliler hakkında kamu davası açılmasının yasal bir zorunluluk olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Fakat bir suç oluşumu içinde oldukları isnadıyla, anayasal düzeni, rejimi ve ülkenin bölünmez bütünlüğü konusundaki duyarlılıklarını gerek görev dönemlerinde, gerekse emeklilik yaşamlarında özenle sürdüren kişilerin evlerinde ve çalışma mekânlarındaki aramalar ve sonrasındaki gözaltıları hukuk çerçevesinde değerlendirmekte zorluk çektiğimizi kamuoyuna ifade etmek istiyoruz.

Gerçekten Ceza Muhakemesi Kanununda bir suç isnadı ile karşı karşıya olan kişi bakımından ilke, önce ifade için çağrılmasıdır, yakalama ve gözaltı ise istisnadır ve bazı şartlara bağlıdır. Nitekim CMK’nun 145. maddesine göre ifadesi alınacak veya sorgusu yapılacak kişi davetiye ile çağrılır, gelmezse zorla getirileceği bildirilir. Aynı Kanunun 98. maddesine göre ise soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında yakalama emri düzenlenebileceği belirtilmektedir. Görüldüğü gibi Kanunda,  doğrudan gözaltı emri (kararı) şeklinde bir müessese bulunmayıp gözaltı, yakalamaya bağlı olarak devreye girebilecek bir müessesedir. Nitekim gözaltını düzenleyen 91. maddenin “yukarıdaki maddeye göre yakalanan kişi, Cumhuriyet savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için gözaltına alınmasına karar verilebilir” şeklindeki hüküm de bunu doğrulamaktadır. Üstelik aynı maddenin 2. fıkrasında da açıkça gözaltına almanın, bu tedbirin soruşturma yönünden zorunlu olmasına ve kişinin bir suçu işlediğini düşündürebilecek emarelerin varlığına bağlı olduğu belirtilmektedir. Yakalama da hemen ve doğrudan başvurulabilecek bir tedbir olmayıp bunun için öncelikle kişinin ifade için çağrılması ve bu çağrıya rağmen gelmemesi ya da çağrılabilme imkânının bulunmaması gerekir. Hukuki durum bu denli açıkken ne yazık ki yapılan soruşturmada, tıpkı önceki yakalama ve gözaltılarda olduğu gibi bu açık kurallara uyulmadığı, ilgili yasal düzenlemelere aykırı hareket edildiği görülmektedir.  Gerçekten dün gözaltına alınan kişilerin çoğu belirli bir mevki ve konumda olup belirli ikametgâhları bulanan ve davetiye ile çağrılması mümkün kişiler olduğu halde, CMK’nun 145 ve bununla bağlantılı 98. maddesi atlanarak doğrudan yakalama kararı çıkarılmış ve gözaltına alınmışlardır. 

Devletin anayasal organlarındaki sorumluluk dönemlerinde, ülkenin bölünmez bütünlüğü, anayasal rejim,  laik ve demokratik düzen konusundaki duyarlılıkları ile çalışmaları nedeniyle bu kişilere karşı hukukun araç yapılarak, birçok kez de hukuksal gereklere yeterli özen gösterilmeden adeta hesap sorma, öç veya rövanş alma anlamına gelecek biçimde sürdürülen soruşturma bizleri hukuk devleti ve güvenliği adına endişeye sevk etmektedir.

Ergenekon’ adı verilen davada:

1. 2500 Sayfalık iddianame düzenlenmesi, okunması ve kavranması olanaksız olması ve hem de bir toplama iddianame olması açısından SAVUNMA HAKKINI zedelemektedir.

2.  Birbiriyle ilişkisi olmayan çok sayıda şüpheli ve sanıkların bir araya toplanarak tek bir davada çözüme gidilmek istenmesi, sanıkların ayrı ayrı zaman dilimlerinde yargılanmaları SAVUNMA HAKKINI zedelemekte ADİL YARGILANMA HAKKINA aykırılık oluşturmaktadır.

3. Yargılamayı yapan mahkeme eski DGM’lerin bir uzantısıdır ve bu durum BAĞIMSIZ YARGI ilkesini zedelemektedir.  Cezaevinde duruşma salonu kurulması, olağan yargılama yöntemlerinden sayılamaz. BU DA SANIKLARIN SAVUNMA VE ADİL YARGILANMA HAKKINI ZEDELEMEKTEDİR.

4.  Tekil suçlarla ilgili bulunan kanıtlar ve yakalanan şüphelilerin gölgesinde ilgisi olmayan yüzlerce kişi yakalama ve gözaltılarla tedirgin edilmekte ve toplum üstünde korku ve sindirme politikaları yaratılmaktadır. Bu tutum Anayasanın Kuvvetler Ayrılığı ilkesine, Yargı Bağımsızlığı ilkesine ve Demokrasinin Temel kurallarına aykırıdır.

5. Yakalanan ve gözaltına alınan şüpheli ve tutuklananlarla ilgili uzun süre iddianame hazırlanmaması, kişilerin neyle suçlandığını bilmemesi, aleyhlerindeki kanıtlardan habersiz olmaları da ANAYASAMIZA ve CEZA YARGILAMASI ilkelerine aykırılık oluşturmaktadır.

6. Yukarıda sayılan maddelerde belirtilen sakıncalar bir ülkenin genel uygulaması ve yasa yorumundan kaynaklandığından iç hukuk yollarının tüketilmesi koşulu aranmadan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılacak bir başvurunun temelini oluşturabilir. Şüpheli ve sanıklar ile ailelerinin bu konuda AİHM’e yapacakları başvuru sonrasında ülkemiz ciddi sıkıntılar yaşayabilecektir.

Bu itibarla ne zaman sonlanacağı bilinmeyen gözaltılar ve tutuklamalarla toplum bir korku atmosferi içine sokulmak, sindirilmek, anayasal rejim değişikliklerine yönelik girişimler karşısında kaynağını hukuktan ve ifade özgürlüğünden alan tepkileri bile veremez hale getirilmek istenmektedir. Bu işleyiş ve süreç, soruşturmanın hukukun dışında kalan bazı siyasi amaçlarla yönlendirildiği ve sürdürüldüğü kuşkusunu yaratmakta, toplumdaki adalet ve hukuk güvenliği duygularını zedelemektedir. Hukuk devletinde, mevcut konumu ve statüsü ne olursa olsun kimsenin dokunulmaz ve denetim dışı olmadığı, planlı bir şekilde hukuksuzluk yapanların yahut hukuku çiğneyenlerin de bir gün mutlaka hukuka hesap verecekleri ve hukuka ihtiyaç duyacakları gerçeğinin altını çizmek ve herkese hatırlatmak isteriz”.

Başkan Aydın, konuşmasından sonra basın mensuplarının çeşitli sorularını yanıtladı.

Galeri

Kategori:Haberler
Aydın: “Ergenekon Davasının Toplumda Siyasi Amaçla Yönlendirildiği Kuşkusu Artmaktadır” | İstanbul Barosu