Avukatlar Şehitlerimiz İçin Yürüdü
Hakkâri Dağlıca’da bir piyade bölüğünü pusuya düşürerek haince saldıran, 12 askerimizin şehit edilmesi ve 16 askerimizin de yaralanmasına

Hakkâri Dağlıca’da bir piyade bölüğünü pusuya düşürerek haince saldıran, 12 askerimizin şehit edilmesi ve 16 askerimizin de yaralanmasına neden olan PKK terörünü İstanbul Barosu üyesi avukatlar 23 Ekim Salı günü yaptıkları bir yürüyüşle lanetlediler.
Başta Baro Yönetimi olmak üzere avukatlar saat 15.00’da cüppeli olarak ellerinde Türk bayraklarıyla Baro Merkez bina önünde toplandılar.
İstanbul Barosu Başkanı Av. Kazım Kolcuoğlu, yürüyüşün nedenini ve amacını açıklayan bir konuşma yaptı. Kolcuoğlu, daha sonra Baro Yönetiminin görüşlerini açıklayan basın açıklamasını sundu.
Yürüyüş saat 15.30’da başladı. Önde Türk Bayrağı ve İstanbul Barosunun flaması, arkasında Yönetim Kurulu ile İstanbul Barosu pankartının peşinde cüppelerini giymiş avukatlardan oluşan yürüyüş kolu Taksim’e hareket etti. Yürüyüş yapan avukatlar İstiklal Caddesi boyunca vatandaşlarca alkışlandı.
Sessiz yürüyüş Taksim Cumhuriyet Anıtı önünde sona erdi. İstanbul Barosu Başkanı
Av. Kazım Kolcuoğlu ve iki Yönetim Kurulu Üyesi anıta çelenk koydu. Daha sonra Ulu Önder Atatürk ve şehitlerimiz için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı söylendi.
Başkan Kolcuoğlu’nun yaptığı teşekkür konuşmasından sonra yürüyüşe katılanlar sessizce dağıldılar.
İstanbul Barosu Başkanı Av. Kazım Kolcuoğlu’nun yaptığı Basın Açıklaması ise şöyle:
İstanbul Barosu mensubu Avukatlar olarak; bölücü terörün alçak ve hain pusularında şehit verdiğimiz askerlerimizin anıları önünde saygı ile eğiliyor, gazilerimize acil şifalar diliyoruz.
Bu hain saldırıyı şiddetle kınıyor ve lanetliyoruz.
Terörün tarihini ve amaçlarını çok iyi bilen avukatlar, bugün öfkelerini denetleyerek yapacakları yürüyüşte, tasada ve kıvançta ortak bireyler olarak, özgürce yaşamanın erdemini sessizce ifade edeceklerdir.
Bugün burada kol kola yürüyen avukatlar, barış için kenetlenirken birbirlerinden aldıkları gücü, yurttaşları ile paylaşıp onlara örnek olacak, terörün ayrıştırıcı tuzağına düşmeyeceklerini kanıtlayacaklardır. Açıkça ifade ediyoruz ki, bu son saldırı, öteden bu yana sürmekte olan terörün yeni bir aşamaya ulaştığının göstergesidir.
ABD’nin, uluslar arası hukuki meşruiyeti olmaksızın Irak’ı işgali sonucu siyasal ortamın bugün ulaştığı nokta, terörün artık bir başka biçimde algılanması gereğini işaret etmektedir. Artık net olarak bilinmelidir ki, güneydoğuda bölücü terör örgütü eliyle yürütülen bu eylemler, sıradan bir terör eylemi değil, bir siyasal projedir. Bu terör projesi, Irak’ta yaratılan yeni siyasal ortam nedeniyle, ülkemize ve onun bölünmez bütünlüğüne yönelik bir tehdit oluşturmanın da ötesine taşmış, Türkiye için bir “dış politika” sorunu olma noktasına vardırılmıştır. Ortadoğu’nun yeniden yapılandırılması çabaları ile, “ılımlı İslam” söyleminde ifadesini bulan Genişletilmiş Ortadoğu Projesinin dayattığı konjonktür, bölücü terörün yeni bir anlayışla değerlendirilmesi gerekmektedir.
Irak’ta artık tasarım boyutunu aşan federatif yapılanmanın oluşturduğu yeni anayasal konum, petrolü pazarlayan ve ondan “aslan payını” koparan bir konuma gelebilmiştir.
Bütün bu sonuçlar, sorunun askeri temelden çok siyasal temelde de ele alınmasını gerektiren bir boyuta taşınmış bulunduğunu anlatmalıdır. Bu siyasal temel, bölünmez bütünlüğümüz noktasından ödün vermeden bir ortak dilin oluşturulması ile olasıdır. Bu nedenle ivedi olarak bir “ulusal siyaset” saptanmalıdır. Ulusal bütünlüğümüzü test etmeye çalışanlar, bu amaca ulaşamayacaklarını bilmelidirler. Ortak çıkarların sözde dostları ile bu çıkarları yeni baştan ele alan ve gerekirse bedelini ödeyen bir ulusal kararlılığa ihtiyaç vardır.
Evrensel kabule ulaşmış insancıl tüm yaklaşımlarla, teröre ilişkin uluslararası sözleşmelerdeki imzalarına rağmen, bu alçakça eylemlere fikri ve lojistik destek veren, silah veren, güç veren devletlerin bu tavırlarını sorgulamak, gereğini yapmak devletin görevidir.
İstanbul Barosu’na mensup Avukatlar, ulusun seçkin evlatlarının kaybından dolayı yüreklerinde duydukları sızıyı ulusuyla paylaşırken, onun bölünmez bütünlüğüne yönelik her eylemi, kararlılıklarını daha bir arttıran unsur olarak tanımlamaktadır.


