Avukatın Telefonunun Dinlenmesi, Yargının Katledilmesidir
Bugün (25.07.2014) Hürriyet Gazetesinde yayınlanan haberde,

Bugün (25.07.2014) Hürriyet Gazetesinde yayınlanan haberde, bir gazetecinin kod adı kullanılmak suretiyle, iletişim özgürlüğünün ihlal edildiği, bir yandan telefonlarının dinlenmesi ile ilgili Mahkemece alınan karar uyarınca dinlemeler gerçekleştirilirken, diğer yandan da kod isimle alınan karar uyarınca maillerinin de izlendiği bildirilmektedir.
Haber, fiilen izlemeye maruz kalan gazeteci tarafından bizzat yapılmış ve daha sonra emniyet birimlerinin kendisine verdiği bilgiye dayalı olarak düzenlenmiş, objektif niteliktedir.
Haber içeriğinden, İstanbul Barosu önceki Başkanlarından Av.Turgut Kazan’ın da dinlendiği, herhangi bir “kod isme” gerek duyulmaksızın doğrudan “Turgut Kazan” ismiyle, Ergenekon Terör Örgütü üyesi olduğu savıyla dinleme kararı alındığı anlaşılmaktadır.
Turgut Kazan; bu habere konu bulunan tarihlerde ve halen “sadece” avukatlık yapmaktadır.
Edindiğimiz bilgiler, kamuoyunun ilgi alanındaki başka pek çok davada da avukatlık yapmakta olan meslektaşlarımızın da dinlendiği yönündedir.
Kuşkusuz avukatlar da suç işleme ayrıcalığı bulunan kişiler değildir ve haklarında bir isnat mevcut ise gerekli soruşturma da yapılmalıdır. Ancak, bir avukatın bu türden bir işleme maruz kalmasını haklı kılacak veriler olmadan dinlenmesi için talepte bulunanlar da, bu talebi uygun görenler de evrensel hukuktan nasibini almadığı anlaşılan sözde kamu ajanlardır. Uluslararası Kurallarla belirlenmiş ve devletin de doğrudan taraf olduğu belgelerle, avukatın “özgür” görev yapmasını sağlamakla yükümlenmiş kurumsallıkların bu özgürlükleri kısıtlamak gibi bir hakları yoktur. Avukatın “sır saklama yükümlülüğü” olan bir konumu bulunduğunu bilmesi gerekenlerin, en küçük bir kanıt dahi sunmadan “terör örgütü üyeliği” sıfatı da yakıştırılmak suretiyle izlenmesi, savunmaya saygısızlık suretiyle yargının katledilmesinden başka bir anlam taşımaz. Kaldı ki, “Turgut Kazan” isminin, bu karara imza atanlar tarafından bilinmemesi beklenemeyeceğine göre, kararın başka nedenlerle alınmış olduğu ihtimali son derecede güçlüdür. Bu karar, “sır saklama ilkesinin”, kamu görevlileri tarafından yasadışı yöntemlerle ihlali anlamı taşımaktadır.
2009 yılından itibaren yapıldığı anlaşılan bu dinleme kayıtlarının akıbetinin açıklanmasını, İstanbul Barosu olarak özellikletalep ediyoruz.. Dinlemeler sonucu yapılan işlemler ve kayıtların imha edilipedilmediği hususlarının aydınlanmasını da bekliyoruz. Keza, yasanın açık hükmüne rağmen bildirim görevinin yerine getirilmemiş olmasının sorumluları ile kişiye özel verileri yasaya aykırı olarak toplayıp saklayanların kimliklerinin açıklanmasını da istiyoruz.
İstanbul Barosu olarak, bazı emniyet mensuplarına yönelik olarak sürdürülen soruşturmaların “adil yargılanma ilkesi” gözetilerek yapılması bağlamında etkin gözlemci olacağız. O arada, bu soruşturmaların sadece 17-25 Aralık olaylarının rövanş duygularına yönelik intikam hisleriyle yetinilen bir veçhe kazanması halinde, yolsuzlukların örtülmesi amacına matuf bulunacağını da erken uyarı olarak ifade etmeyi görev saymaktayız.
İstanbul Barosu, hukuksuzluk kimden ve nereden gelirse gelsin onun karşısında olmaya devam edecektir.
Tarihsel misyonumuzun bize yüklediği bu sorumluluğu onurla taşımaya devam edeceğiz.


