Ankara Barosu Başkanlığına Av. Sema Aksoy Seçildi
Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’nun Türkiye Barolar Birliği Başkanlığına

Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’nun Türkiye Barolar Birliği Başkanlığına seçilmesi üzerine boşalan Ankara Barosu Başkanlığına Av. Sema Aksoy seçildi.
7 Temmuz 2013 Pazar günü Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Farabi Salonu’nda yapılan Ankara Barosu’nun Olağanüstü Genel Kurulu’nda başkanlık seçimine 6 aday katıldı. Başkanlığa halen Ankara Barosunun Başkanvekilliği görevini yürüten Av. Sema Paksoy seçildi. Paksoy geçen dönem seçilen Yönetim Kurulu Üyeleriyle birlikte çalışacak.
İstanbul Barosu olarak meslektaşımız Aksoy’a yeni görevinde başarılar dileriz.
Ankara Barosu’nun Olağanüstü Genel Kurulu’nda çok önemli bir konu damgasını vurdu. Genel Kurulu’a katılan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, TBB Yönetim Kurulu üyeleri, İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal ile 8 ilin baro başkanı, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nce hazırlanarak Cumhuriyet Başsavcılığına verilen ‘Gezi’ fezlekesine büyük tepki gösterdi.
Genel Kurul’da konuşan TBB Başkanı Feyzioğlu, fezlekeyi Türkiye’nin polis devleti haline geldiğinin bir kanıtı olarak nitelerken, fezlekeyle, hukukun üstünlüğünün yerini üstünlerin hukukuna bıraktığını, avukatlara, aydınlara, basına adeta savaş açıldığını söyledi.
İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal da “Bu hazırlanan fezleke değil, kara bir lekedir. Haddini aşan korkunç bir belgedir. Bu fezlekede polisimiz delilleri ortaya koymuş, yargılamayı yapmış, hüküm de vermiştir” dedi.
TBB Başkanı Feyzioğlu, Ankara Barosu ve bazı avukatların da suçlandığı fezlekeyle ilgili şunları söyledi:
“Türkiye’de savunma mesleği saldırı altındadır. Hukukun üstünlüğü yerini üstünlerin hukukuna bırakmıştır. Avukatlara, aydınlara ve özgür basına karşı bir savaş açılmıştır. Biz bu savaşa hazırız. Ama onlar adlarını tarihe kara bir leke olarak yazdırdıklarını unutmasınlar. Ve şunu da unutmasınlar ki, yarın biz onların haklarını savunmak için yine burada olacağız. Türkiye'de avukatlar, barolar ve savunma mesleği ağır bir saldırı altındadır. Hukukun üstünlüğü yerine üstünlüğün hukuku kurulmuştur ama kalıcı olmayacaktır. Avukatlar mahkeme salonlarından zırhlı polisler tarafından güç kullanılarak çıkarılmakta, baro yöneticilerine tarihe kara bir leke gibi geçecek davalar açılmakta, 'Polis şiddetinin sorumlularını bulun’ diye haykıran avukatlar, insan hakları hiçe sayılarak bizim kutsal mekânımız olan adliyeden dövülerek dışarı çıkarılmaktadır.
Emniyet bu fezleke ile haddini aşmıştır. Kanuni hiçbir dayanağı olmayan bu rapor, içeriği yönünden de suç teşkil etmektedir. Bir baronun görevi insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü korumaktır. Bizler tüm avukat arkadaşlarımızla gurur duyuyoruz. Bugüne kadar talihteki bütün faşistler avukatlara el uzatmaya kalktı, o faşistlerin eli istisnasız kırıldı. Biz göğsümüzü faşistlere siper ederiz. Biz savunmadan aldığımız gücümüzle yarın onlar da yargılanırken, onların da insan hakkını korumak üzere burada hazır bulunacağız. Bu fezleke siyasi bir polis gücünün kurulduğunu göstermektedir.
Bu polis gücü hükümete muhalif olarak nitelendirdiği sivil toplum örgütleri ve baroları terörist bir organizasyonun parçası olarak gösterebilmiştir. Bu polis raporu kanuni dayanağı olmayan konusu itibarıyla suç teşkil eden bir rapordur. 79 baro ve 80 bin avukat diyoruz ki, ‘Biz buradayız’. Kol kola girdik. Göğsümüzü hukuksuzluğa, faşistlerin zulmüne siper ettik.”
İstanbul Baro Başkanı Ümit Kocasakal da şöyle konuştu: “Bu hazırlanan fezleke değil, kara bir lekedir. Haddini aşan korkunç bir belgedir. Bu fezlekede polisimiz delilleri ortaya koymuş, yargılamayı yapmış, hüküm de vermiş. Bu fezleke yargıya da hakaret etmektedir. Umarım yargı kendisine yapılan bu hakareti aynen iade eder. Eğer baroları, avukatları yemek, yutmak gibi bir niyetleri varsa, dikkat etsinler biz biraz iri bir lokmayız, boğazlarına takılır, kalırız. Kendi yurttaşına İsrail'in Gazze’de yaptıklarının kat be kat fazlasını yapan, insanları gaza boğan, gaz fişeklerini mermi gibi kullanan polisin bunun farkında olarak kendisini aklamaya çalışmasıdır.”


