Anayasa Mahkemesi Kararı: “Toprak, Devletin Vazgeçilmesi Olanaksız Temel Unsuru, Egemenlik Ve Bağımsızlığın Simgesidir.”
Anayasa Mahkemesince yabancılara toprak satışının Anayasaya aykırı olduğuna ilişkin iki kararı ortada dururken, yasama organının bazı yasa maddelerini değiştirerek Anayasa Mahkemesi kararlarını işlemez hale getirilmesinin ve yabancılara toprak satışına devam edilmesinin kaygı verici olduğu belirtildi

Anayasa Mahkemesince yabancılara toprak satışının Anayasaya aykırı olduğuna ilişkin iki kararı ortada dururken, yasama organının bazı yasa maddelerini değiştirerek Anayasa Mahkemesi kararlarını işlemez hale getirilmesinin ve yabancılara toprak satışına devam edilmesinin kaygı verici olduğu belirtildi.
Başta İstanbul ve İzmir Baroları olmak üzere 45 Baro Başkanının ortak imzasıyla yayınlanan ortak bildiride, bu gidişe “DUR” demek için tüm kişi ve kurumlar birlikte ve dayanışma içinde olmaya çağrıldı.
45 Baro Başkanının imzaladığı ortak bildiri şöyle:
Anayasa Mahkemesi yabancılara toprak satışına ilişkin Turgut Özal döneminde yapılan iki yasal düzenlemeyi 1985 ve 1986 yıllarında toprağın bir devletin kurucu unsuru olduğu gerekçesiyle iki kez iptal etmiştir.
Yüksek Mahkeme gerekçeli kararında şu hukuksal görüşlere yer vermiştir:
“ Ülke, devletin asli ve maddi unsurlarından biridir. Ülke olmadan devlet olmaz. Ülke, devlet otoritesinin geçerli olacağı alanı belli eder. Devlet, sahip olduğu kurucu unsur niteliğini taşıyan üstün kudretine dayanmak suretiyle ülkede yerleşik olan ve devletin diğer asli maddi kurucu unsurunu oluşturan insan topluluğunun güvenliğini ve yararını kollamak ve gözetmek durumundadır. Bu asli görevi nedeniyledir ki, ülke üzerinde, egemenliğe dayalı üstün bir hakka sahiptir. Toprak ile ilgili konuda insan haklarına saygılı, ölçülü adil bir sınırlama, devlet için “ nefsi müdafaa “ tedbiri niteliğindedir.
Ülkede yabancının arazi ve emlak edinmesi, salt bir mülkiyet sorunu gibi değerlendirilemez. Toprak, devletin vazgeçilmesi olanaksız temel unsuru, egemenlik ve bağımsızlığın simgesidir.
Ülke ile ulus arasında bağlantı vardır. Ülke, bu ulusun bireylerine aittir. Belli bölgelerde toprak alacak yabancılar, bu hükümlerden yararlanarak o bölgelerde çoğunluk sağlayıp etkinlik kazanabilecektir. Bu yöndeki bir gelişme ile satılan, yabancılar tarafından mülk edinilen ülke toprağı ülkeden kopma durumuna gelebilecektir.
Tarihte böyle olaylar yaşanmıştır. Arap topraklarında Yahudiler bu yolla etkinlik sağlamış ve bunun sonucu olarak da orada İsrail Devletini kurmayı başarmışlardır. Bu nedenle, ülke topraklarının satışına cevaz veren her iki madde de; Anayasamızın devletin ülkesi ve ulusu ile bir bütün olduğunu saptayan başlangıç hükümlerine de aykırı bulunmaktadır.“
Anayasa Mahkemesinin bu kararlarına karşın; 19 Temmuz 2003 tarihinde 4919 sayılı yasanın 19. maddesi ile 644 sayılı tapulama yasasının 35. ve 36. maddeleri ve 442 sayılı Köy Yasasının 87. maddesi değiştirilmiştir. Bu şekilde siyasal iktidar; Anayasa Mahkemesinin kararını uygulanamaz hale getirmiş, yani fiilen ortadan kaldırmıştır.
Bunun üzerine aynı konuda 3. kez açılan iptal davasının yapılan yargılaması sonucu; yüksek mahkemece 14/ 03/ 2005 gün ve 2003/70 Esas 2005/14 karar sayılı yeni bir karar ile Tapulama Yasası'nın 35.maddesinin, Anayasanın 2. , 7. ve 16. maddelerine aykırı olması nedeniyle iptaline karar verilmiştir.
Ancak siyasal erki elinde tutanların Anayasa Mahkemesi’nin bu açık kararına rağmen ve ona aykırı olarak yabancılara mülk satışında direndiği anlaşılmaktadır. Şöyle ki;
yasama organı, 29 /12/ 2005 tarihinde 5444 sayılı yasa ile Tapulama Yasası'nın Anayasa Mahkemesince iptal edilen 35. maddesini yeniden düzenlemiştir. Yapılan yeni düzenleme ile Anayasa Mahkemesi kararı görmezden gelinmiş, yok sayılmıştır. Yabancı ticaret şirketlerinin taşınmaz edinebilmeleri mümkün hale getirilmiştir. Yeni yapılan düzenleme ile yabancı gerçek ve tüzel kişiler lehine tapu sicillerinde aynî hak tesisinde karşılıklılık ilkesi de gözetilmemiştir.
Yasama organı, Anayasa Mahkemesi kararını ortadan kaldıracak nitelikte yasal düzenleme yapmıştır. Bu durum güçler ayrılığı ilkesine ters düştüğü gibi Anayasa'nın 2. ve 38. maddelerine de açıkça aykırıdır. Yasama organının, kendi varlığını tartışılır hale getirebilecek her tür eylem ve hukuka aykırı tasarruftan kaçınması gerekir. Çünkü hiç bir makam veya merci kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz. Yasama organı kendisine tanınan hak ve yetkileri kullanırken Anayasa'nın koyduğu kural ve ilkelere uygun davranması gerekir.
Hukuk devletinde yasama organının yetkileri sınırsız değildir. Yasama tasarrufu yapılırken, anayasanın değişmesi mümkün olmayan ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddelerine aykırı davranmamaya özen gösterilmesi, devletin ülkesi ve ulusu ile bölünmez bütünlüğünün korunması gerekir.
Şu noktayı bir kez daha vurgulamakta yarar görüyoruz :
Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez. ( Anayasa md: 138/4)
Anayasa Mahkemesinin bu yoldaki tarihi ve örnek kararlarına aykırı yasama tasarrufu yapılması suretiyle, bağımsızlık savaşı vererek yırtıp attığımız SEVR anlaşmasına, zamana yayarak işlerlik sağlamanın yolu, açılmış olmaktadır. Tarihçi Murat Bardakçı, yaşanan çözülme sürecini reform olarak değil 3. Tanzimat olarak nitelemektedir. Aradan geçen 3 yıllık süre içerisinde çok önemli miktarda yurt parçası elden çıkmıştır. Bu ülkede bağımsız, özgür, başı dik ve alnı açık yaşamak isteyen hiç bir yurttaşımızın buna katlanması, olan biteni kabul etmesi olanaksızdır.
Özetle belirtmek gerekirse; ülkemizde hukukun üstünlüğü ilkesi işlememekte, Montesquieu’nün güçler ayrılığı ilkesi ile gücü, güç durdurur teorisi yaşam alanı bulamamaktadır. Yasama dokunulmazlığı zırhına bürünerek her istediklerini yapacaklarını sanan kişiler, er ya da geç yanıldıklarını anlayacaklardır. Gün gelir, dokunulmazlık zırhı kalkar, bağımsız yargı kararına karşın “yurt topraklarını yabancılara satanlar ” hesabını yine yargı ve en büyük yargıç olan tarih önünde verirler. Bundan hiç kimsenin en küçük kuşkusu olmamalıdır.
Bir ulusun bağımsız bir devlet içinde varlığını sürdürebilmesi için üzerinde yaşadığı toprak parçasını (Vatanını) koruması gerekir. Yurt toprakları elden çıkmaya başlamışsa o ulus, yıkıma ve yok olmaya doğru yol alıyor demektir. Buna el ve gönül birliğiyle dur demenin, güçleri birleştirmenin tam zamanıdır. Tüm kişi ve kurumları bu konuda birlik ve dayanışma içinde olmaya, ilgilileri bu konuda daha duyarlı olmaya davet ediyoruz. 19.Ocak.2006
İLİ BARO BAŞKANI
Adana: Av. İsmet Altuğ
Aksaray: Av. Abdulkerim Yenil
Amasya: Av. Adnan Hasip Yalçın
Antalya: Av. Mehmet Zeki Durmaz
Artvin Av. İzzet Varan
Balıkesir Av. Kemal Çelikboya
Bilecik Av. Şadi Ercan
Burdur Av. Ramazan Gedik
Bursa Av. Asude Şenol
Çanakkale Av. Adnan Güler
Çankırı Av. Dilaver Erdoğan
Çorum Av. Uğur Küçük
Denizli Av. Adil Demir
Düzce Av. Ahmet Kurtuluş
Edirne Av. Teoman Özdöl
Erzincan Av. Hamit Sekman
Erzurum Av. Sadullah Kara
Eskişehir Av. Oğuz Sezer Arslan
Gaziantep Av. Aziz Canatar
Hatay Av. Nazım Kırık
Isparta Av. Erol Berber
İstanbul Av. Kazım Kolcuoğlu
İzmir Av. Nevzat Erdemir
Kahramanmaraş Av. İsmail Kahveci
Karabük Av. Ali Çetin Aygün
Kayseri Av. Ali Taşçı
Kırşehir Av. Erdal Gürsoy
Kocaeli Av. İlter Yılmaz
Kütahya Av. Sabit Özdağlar
Malatya Av. Mehmet Görgeç
Manisa Av. Remzi Demirkol
Mersin Av. İsa Gök
Muğla Av. Ayla Kara
Nevşehir Av. Ramazan Küçük
Ordu Av. Kenan Çebi
Osmaniye Av. Hüseyin Sezgin
Sakarya Av. Semih Gökdemir
Samsun Av. Ahmet Gürel
Sinop Av. M. Fikri Yılmaz
Tekirdağ Av. Hasan Orta
Uşak Av. Mesut Akkışla
Van Av. Ayhan Çabuk
Yalova Av. Cemal İnci
Yozgat Av. Seyit Mehmet Ekinci
Zonguldak Av. Erol Mekik


