Aihm’İn İç Hukuktaki Yeri Ve Mahkemeye Başvururken Dikkat Edilecek Hususlar
İstanbul Barosu Dış İlişkiler Merkezi Uluslararası Mahkemeler Çalışma Grubunca düzenlenen “AİHM Kararlarının İç Hukuktaki Yeri ve Mahkemeye Başvururken Dikkat Edilecek Hususlar” konulu panel 23 Şubat 2010 Salı günü saat 16.00 – 19.00 arasında Orhan Apaydın Konferans Salonunda yapıldı.

İstanbul Barosu Dış İlişkiler Merkezi Uluslararası Mahkemeler Çalışma Grubunca düzenlenen “AİHM Kararlarının İç Hukuktaki Yeri ve Mahkemeye Başvururken Dikkat Edilecek Hususlar” konulu panel 23 Şubat 2010 Salı günü saat 16.00 – 19.00 arasında Orhan Apaydın Konferans Salonunda yapıldı.
Panelin sunumunda konuşan Çalışma Grubu Başkanı Av. Özlem Acarol Sürel, panelde, bugüne kadar sürüncemede kalan ve özellikle uygulamacıların karışlaştıkları sorunların Türkiye ve Mahkeme açısından değerlendirileceğini söyledi. Sürel, bu çerçevede Adil Yargılanma Hakkı, AİHM’e başvuru koşulları ve yöntemleri, AİHM önüne gelen başvuru profili ve inceleme prosedürü ile mahkemeye yapılan başvurularda ve verilen kararların uygulanışında avukatların ve baroların rolünün ele alınacağını bildirdi.
Paneli yöneten İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Dr. Av. Selçuk Demirbulak, oturum öncesi yaptığı konuşmada, Avrupa Konseyi ile Avrupa Birliği Konseyi’nin birbirine karıştırılmaması ve kavramların yerli yerinde kullanılması gerektiğine dikkat çekti.
AİHM’in bünyesinde olduğu Avrupa Konseyi’nin 15 üye devlet tarafından kurulduğunu ve bugün üye sayısının 47’ye ulaştığını belirten Demirbulak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin de 1970’lerden başlayarak küreselleşme olgusunun en başarılı örneği olan Avrupa Birliği egemenlik alanında cari olan ulusalüstü (supra national) hukukun temel taşlarından biri olduğunu söyledi.
Bu hukukun, bir yanıyla Romano Germen hukuk geleneğini içeren, diğer yanıyla (Case Law) olay hukukunu kapsayan ve eski Varşova Paktı üyelerinin dâhil olmasıyla sosyalist hukuktan da etkilenen (Sui Generis) bir hukuk olduğunun altını çizen Demirbulak, bu hukukun AB hukukunu, bir başka deyişle acquis communautaire'i de derinden etkilediğini belirterek, bu bağlamda AB hukukunda daima başlangıçta “ortak anayasal gelenekleri olan ve AİHS’ne riayet eden üye devletler” diye başladığını bildirdi.
Demirbulak, “Örneğin AB’den sorumlu Devlet Bakanı da ‘Gümrük Birliği Anlaşması’ diyor. Gümrük Birliği Anlaşması diye bir şey yok. Karar var. Bu itibarla Avrupa Konseyi de Avrupa Birliği Konseyinden farklıdır. AİHM Avrupa Konseyi’ne üye 47 devletin yargısını kabul ettiği uluslararası bir mahkemedir” dedi.
Avrupa İnsan Hakları mahkemesinde görülen davalara ilişkin kararların 6–7 yılda sonuçlandığını belirten Demirbulak, sözlerini şöyle tamamladı: “Avrupa Adalet Divanı’nda da bundan farklı değil. Bizim Yargıtay’da da 2 milyon dosya var. Dosyaların incelenme süresi 32 saniye. Bu da gösteriyor ki adalet ağır işliyor”.
Panelde ilk sözü alan İstanbul Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. M. Semih Gemalmaz konuşmasında, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne Başvuru Şartları ve Usulleri”ni anlatı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ezici bir yük altında ezildiğini, 11 ve 14 nolu protokollerin bir çözüm getirmediğini belirten Gemalmaz, bu durumda açılan davaların reddedilmesinin katmerlendiğini, ilk zamanlara oranla bugün mahkemede dava kazanmanın daha zor bir iş haline geldiğini bildirdi.
Mahkemede kararın ortalama 6 yılda çıkabildiğini, dava kazanılsa bile tazminatın garanti olmadığını, dava dosyasının mahkemenin mutfağında en az 3–5 yıl beklediğini hatırlatan Gemalmaz, mahkemeye başvururken dikkat edilmesi gereken hususlar hakkında şu uyarılarda bulundu: “Dilekçeler usule uygun yazılmalıdır. Ne çok uzun ne de çok kısa olmalıdır. Dilekçe ekleri kodlanmalı ve numaralandırılmalıdır. Hukuki argümanlar çok iyi anlaşılır şekilde yazılmalıdır. Dilekçe ekine konulan belgelerin çevirilerini koymak yararlıdır”.
Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi Sekreteryasında Görevli Hukukçu Sanem Gürus da konuşmasında mahkemenin mutfağında yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Mahkemenin usul kurallarını çok ciddi şekilde incelediğini belirten Gürus, mahkemeye en çok adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkına ilişkin davalar açıldığını, son yıllarda Türkiye aleyhine açılan yaşam hakkı ve işkenceye ilişkin davaların sayısında azalma görüldüğünü, 2010 yılı Haziran ayında 14 nolu protokolün yürürlüğe girmesiyle mahkemenin çalışmalarında bir rahatlama beklendiğini bildirdi.
İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölüm Başkanı Prof. Dr. Durmuş Tezcan da konuşmasında Adil Yargılanma Hakkı üzerinde durdu.
AİHM’e noter onayı gerekmeksizin bir dilekçe ve yetki belgesiyle birlikte faksla ya da internet üzerinde süresi içinde başvurulabileceğini belirten Tezcan, mahkemeye en çok sözleşmenin 6. Maddesinin ihlaline ilişkin davaların açıldığını, devam eden davalar görülen ihlaller için de makul sürede mahkemeye dava açılabileceğini vurguladı.
İstanbul Barosu Yayın Kurulu Başkanı Av. Celal Ülgen ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bir temyiz mahkemesi olmadığını, dilekçe formuna yazılan dava ile eklerinin uyum içinde olması gerektiğini, internet üzerinden ve faksla başvurunun giderek zorlaştığını söyledi.
Sözleşmeyi imzalayan ülkelerin, sözleşmedeki hakları kabul eden bir düzen kurmayı taahhüt ettiklerini belirten Ülgen, buna rağmen çeşitli ihlaller olursa, kişi haklarında bir zarar oluşmuşsa bunları tazmin etmeyi de devletlerin taahhüt ettiklerini bildirdi.
Konuşmasında Mahkemeye yapılan başvurularda ve verilen kararların uygulanmasında avukatların ve baroların rolü üzerinde de duran Ülgen şu bilgileri verdi: “AİHM kararlarının Türkçe yayımlanmasını sağlamalıyız. Yapılan çevirilerde bazı kavramlar yerli yerine oturmuyor. Bu kararların hukukçular tarafından çevrilmesinde büyük yarar vardır. Barolar, örneğin İstanbul Barosu oluşturacağı Çeviri Atölyesi ile kararları taramadan geçirerek bu işi yapmalıdır. Çevirisi yapılan kararların aylık olarak yayınlanması meslektaşlarımız için hazır, ciddi bir doküman olacaktır”.
Panelin sonunda konuşmacılar kendilerine yöneltilen soruları yanıtladılar. Oturumun kapanmasından sonra İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Dr. Av. Selçuk Demirbulak tarafından konuşmacılara birer Teşekkür Belgesi verildi.


