Aihm Kararı Ve Şiddet
Birkaç gündür Dünya gözünü ve ilgisini Doğu Türkistan’a çevirmiştir. Bunun nedeni burada insan hakları ihlallerinin özellikle yaşam hakkı ihlallerinin yaşanması-dır. Baromuz yasasından aldığı yetki ile bu insanlık dramına ve insan hakları ihlaline seyirci kalamaz. Zira Doğu Türkistan’da yaşananlar çağımıza hiç mi hiç yakışmıyor.

İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezince düzenlenen AİHM Kararı ve Şiddet konulu panel 7 Temmuz 2009 Salı günü saat 16.00 -19.30 arasında Orhan Apaydın Konferans Salonunda yapıldı.
Panelin açılışında konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın, AİHM kararını haklı gerekçelere dayanan ve ülkemiz gerçeklerini yansıtan önemli bir karar olarak niteledi.
Türkiye’de karara örnek olabilecek her gün pek çok olay yaşandığını, tüm ülkede yaşamın üçüncü sayfa haberlerine dönüştüğünü belirten Aydın, bütün bu vahşet ve şiddeti eğitimsizliğin, insanlarını hiçe saymanın ve ekonomik bozuk düzenin ürünü olduğunu belirtti.
AİHM kararı ile aile içi şiddeti kanıksadığımız, polisimiz, savcımız ve yargıcımızın kanıksanan bu olayları es geçtiği ve her gün yaşanan binlerce olaydan biri olarak gördüğünün ortaya çıktığını vurgulayan Muammer Aydın, “Böyle bir düzen olur mu? Hukukun gücü yerine Gücün hukukunu ülkeye egemen kılmışsınız. Kim kimden güçlüyse onun kuralları geçerli olmuş. Oysa siz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine imza atarken yükümlenmişsiniz, söz vermişsiniz; "Bu sözleşmede yer alan maddeleri ihlal etmeyecek bir düzen kuracağım" demişsiniz. Nerede bu düzen? Şiddet salt gözlerin morarması, ellerin kanaması mıdır? Günümüzde kadına yapılan şiddeti ortaçağ hayvanlara yapmıyordu. Bunun utancı ile ezilmemek mümkün mü?” diye sordu.
AİHM istedi diye değil, çağdaş bir ülke olarak şiddeti, kaynağından başlayarak yok etmek için gençleri, yetişkinleri, kamu düzenini sağlamakla görevli olanları eğitmek gerektiğini kaydeden Aydın, konuşmasını Konfüçyüs’ün şu sözüyle tamamladı:
<ı>"siz halkı yönetirken adam gibi davranırsanız, kim adam gibi olmazlık edebilir... Yönetenlerle yönetilenler arasındaki ilişki, rüzgârla ot arasındaki ilişkiye benzer. Rüzgâr esince otlar eğilmek zorunda kalır ama rüzgâr aralarından esip geçer, onları sökmez"
Paneli yöneten İstanbul Barosu Genel Sekreteri Av. Özden Gönenli, kadınla erkeğin eşit olduğu, ayrımcılığın olmadığı bir dünya özlemi içinde bulunduklarını, hukuk devleti ilkelerinin tam olarak hayata geçirilemediğini, AİHM’nin Nahide Opuz kararıyla temel hak ve özgürlükler konusunda henüz işin başında olduğumuzun anlaşıldığını ve bunu mutlaka aşmak gerektiğini söyledi.
İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Av. Aydeniz Alisbah Tuskan, Türkiye’de bir takım yasaların uygulanmadığını, “aile içi şiddet diye biri suç olmaz” diyen hâkimlerin bulunduğunu, 86 yıldır kadının ‘vatandaş’ olarak değil ‘mal’ gibi görüldüğünü, kadın erkek eşitliği konusunda pek çok eksikliğin bulunduğunu söyledi.
1992 yılında Birleşmiş Milletler tarafından Şiddetin Önlenmesine Dair Bildirge yayınlandığını, Bildirgede sadece fiziksel değil, kadına her türlü baskının şiddet olarak kabul edildiğini, bu Bildirgenin Türkiye tarafından da imzalandığını belirten Tuskan, ancak uygulamada Bildirge esaslarının göz ardı edildiğini, eksikliklerin bulunduğunu, ancak eşitlik sağlanıncaya kadar mücadeleyi sürdürmek gerektiğini bildirdi.
Türkiye Barolar Birliğince Kadın – Erkek Eşitliği Komisyonu kurulması ve örgütlü bir mücadele yapılmasını öneren Tuskan, burada erkeklerin eğitimini ön plana almak gerektiğini, Aile Mahkemelerinden ilginç ve güzel kararlar çıkmaya başladığını, bu gelişmelerin sürmesi gerektiğini savundu.
Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Süheyl Batum, hukuk devleti ilkelerinin anayasada yazmasının önemli olmadığını, yargının bağımsız olması ve yargı kararlarının etkin ve uygulanabilir olması gerektiğini söyledi.
Avrupa İnsan Haklaır Sözleşmesi ve AİHM kararlarını uygulama zorunluluğu bulunduğunu belirten Batum, AİHM’in Nahide Opuz kararının siyasi iktidar tarafından hafife alındığını, “münferit bir olay” gibi gördüklerini, karara itiraz etmeye kalktıklarını bildirdi.
Nahide Opuz kararının Türk hukukunun çok önemli bir boyutuna dikkat çektiğini, devletin şiddeti önlemede yetersiz kaldığının kanıtlandığını hatırlatan Batum, AİHM’nin ilk kez aile içi şiddet konusunu karara geçirdiğini ve bu konuda ilk cezalandırılan ülkenin de maalesef Türkiye olduğunu sözlerine ekledi.
İstanbul Barosu Yayın Kurulu Başkanı Av. Celal Ülgen, Başbakan, Kadından Sorumlu Devlet Bakanı ve eski bir bakanın Nahide Opuz kararını hafife alan görüşlerini katılımcılarla paylaştı ve “zaten bunların bütün kaygısı bir bez parçası. Bunların çağdaşlaşma konusunda bir dertleri yok” dedi.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini imzalayan tüm ülkelerin Sözleşmede yer alan hakların tümünü yaşama geçirmek için gerekli önlemleri alacaklarına dair söz verdiklerini belirten Ülgen, iç hukuk yolları tüketilmeden AİHM’e gidildiği iddialarını da yanıtlayarak, böyle bir şartın var olduğunu, ancak bazı istisnai durumların da bulunduğunu bildirdi.
Sözleşmede yer alan hakların ihlali o ülkede genel bir uygulamayı gösteriyorsa iç hukuk yollarının tüketilmesinin beklenmeyeceğini hatırlatan Ülgen, Türkiye’de potansiyel ihlallerin bulunduğunu, örneğin Avrupa’da tutuklanan bir kişinin ceza alma ihtimalinin yüksek bulunduğunu, Türkiye’de tutuklananların büyük bir bölümünün ise beraat ettiklerini söyledi.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Dr. Burak Gemalmaz, insan hakları hukukunun bireyle devlet arasındaki ilişkileri düzenlediğini, insan hakları ihlallerine karşı devletin önlem almak zorunluluğunun bulunduğunu söyledi.
AİHM’in Nahide Opuz kararını irdeleyen Dr. Gemalmaz, hükümetin söz konusu davadaki savunmasında maddi delilleri görmezden geldiğini, Mahkemenin Nahide Opuz’un hem kendisi hem de annesi için iki ayrı inceleme yaptığını, aile içi şiddet konusunda devletin yeterli önlemleri almadığını saptadığını, ayrımcılık yapıldığının belirlendiğini bildirdi.
AİHM’e göre ailenin sadece resmi birliktelikten ibaret olmadığının altını çizen Gemalmaz, Avrupa Konseyi tarafından Kadına Aile İçi Şiddet Uygulanmasının Önlenmesi konusunda bütün üye devletlerin imzalayacağı bir sözleşme sunulmasının beklendiğini sözlerine ekledi.
Soru – cevap bölümünden sonra İstanbul Barosu Genel Sekreteri Av. Özden Gönenli tarafından katılımcılara birer Teşekkür Belgesi sunuldu.


