Adli Yıl Başlarken…
Takvimlerin 7 Eylül 2009’u gösterdiği sabah, her zamanki gibi saat yedi buçukta uyandım. Yatak odasının kapısını sessizce çektim, karımı uyandırmak istemedim. O da en geç yarım saat içinde uyanırdı zaten. Elimi yüzümü yıkadım. Balkona çıktım. Güzel bir eylül sabahıydı, İstanbul’u kucaklayan. Hava pek serin sayılmazdı. Ama Karadeniz üzerinden gelen hafif rüzgar bizim oraları daha da bir güzel yapıyordu.

Takvimlerin 7 Eylül 2009’u gösterdiği sabah, her zamanki gibi saat yedi buçukta uyandım. Yatak odasının kapısını sessizce çektim, karımı uyandırmak istemedim. O da en geç yarım saat içinde uyanırdı zaten. Elimi yüzümü yıkadım. Balkona çıktım. Güzel bir eylül sabahıydı, İstanbul’u kucaklayan. Hava pek serin sayılmazdı. Ama Karadeniz üzerinden gelen hafif rüzgar bizim oraları daha da bir güzel yapıyordu.
Bu sabah adliye açılıyordu, yeni bir adli yıl başlıyordu. Bu bana her zaman ayrı bir heyecan verirdi, okula başlayan çocukların heyecanı gibi bir şey. Ama benim için bugünün ayrı bir özelliği daha vardı. İstanbul Ağırceza Mahkemesinde duruşmaya girecektim. Bir bankanın genel müdürünü savunmam gerekiyordu. Olay bir kredi ilişkisinden kaynaklansa da, genel müdür banka zimmeti denilen suçu işlemiş olmakla suçlanıyordu.
Ağustos ayı içinde müvekkilimle birlikte savunmayı hazırlamıştık. Bu hazırlık hem hukuk hem de insan psikolojisi açısından bir çalışmaydı. Öyle ya, mesleğinin eskilerinden olan bir kişi, hayatında ilk kez sanık sıfatıyla yargıç önüne çıkacaktı. Bu konuda kendisini hazırlamak, olayın hukukunu ve savunmasını hazırlamaktan daha da zordu.
Karımla her zamanki hafta arası kahvaltılarımızdan birini yaptık. Saat dokuzda yola çıkmam gerekti. Arabama bindim ve yola koyuldum.
Adliyeye geldiğimde, avukatlara ayrılmış bulunan kapıya yöneldim, kapısında durdum. Adliyede vale görevi yapan genç beni karşıladı :
“ Günaydın Hocam, adli yılın ilk günü sizi görmek ne güzel. “
“ Teşekkür ederim. Kalbin benimle olsun. Bugünkü davam önemli, yeni başlıyoruz. Umarım amacımıza ulaşırız. “
“ Arabanızı garajda avukatlara ayrılan parka yerleştireceğim. Yukardan haber verdiklerinde, arabanızı hazırlatırım. “
“ Teşekkür ederim. Sana da yeni yılda iyi çalışmalar. “
Adliyenin kapısından içeri girdiğimde, buranın çalışan kadrosunun adli tatili boş geçirmediklerini fark etmemek mümkün değildi. Gerçi ülkemizin adliyeleri her zaman misk gibi sabun ve cila kokardı, ama sezon başı adliye bir başka temizdi. Koridorlara yerleştirilen büyük saksıların içindeki çiçekler de değiştirilmiş, etraf bir sarayın bahçesini andıran bir resme bürünmüştü.
Baronun vestiyerine yöneldim, içeri girdim. Erdoğan Bey yıllar öncesinden gelen güler yüzünü yine beraberinde getirmişti. Beni görünce ayağa kalktı :
“ Hoş geldiniz Hocam. Yeni yılın bir öncekinden daha iyi geçmesini dilerim. “
“ Sağ olasın Erdoğan Bey, hepimiz için gerçekleşmesini istediğim bir dilek bu. “
Erdoğan Bey, vestiyerin arkasındaki bölmeye geçti daha sonra. Burada ceviz kapaklı dolaplar içinde avukat cübbeleri dururdu. Erdoğan Bey elinde askıya asılmış, bir ince plastik torbaya konulmuş cübbe ile ön tarafa geldi.
“ Cübbeler geçen hafta sonu geldi. Baro başkanımız geçen yıl giyilen cübbelerin yerine yeni cübbeler dikilmesi ve adliyelere dağıtılması talimatını vermişler. İlk cübbeyi size vereceğim. Bu da bana ayrı bir mutluluk veriyor. “
“ Çok şanslıyız Erdoğan Bey, bu güzel ortamda, bu olanaklarla avukatlık yaptığımız için. “
Erdoğan Bey’in yanından ayrılırken, boy aynasına baktım. Pırıl pırıl cübbemi daha çok sevdim. Bu ülkede avukat olduğum için göğsüm kabardı.
Asansörle yukarı çıktım. Saatime baktım. Duruşmanın başlamasına yarım saat vardı. Ağırceza Mahkemelerinde duruşması olan avukatlara ayrılmış bulunan salona yöneldim. Cep telefonum çaldı, arayan müvekkilimdi. Kendisine beni nerede bulacağını tarif ettim, beklediğimi söyledim.
Bu salonda her türlü konforu bulmak mümkündür. Duruşmanızı beklerken rahat koltuklarda oturabilirsiniz. Meslektaşlarınızla sohbet edebilirsiniz. İsterseniz müvekkilinizle son durumu gözden geçirebilirsiniz. Salonda iletişim araçları en yeni teknikleriyle emrinize amadedir. Kameralı düzenle, hangi ağırceza mahkemesinde hangi davanın görüldüğü, sonraki davanın hangisi olduğu takip edilebilir; hatta olası başlama saatleri dahi burada görüntülenir.
Müvekkilimle buluştuk. Kısa bir hatır sormadan sonra, duruşmanın akışını bir kez daha gözden geçirdik. Davanın havasından bir nebze uzaklaşmak için, salonun köşesinde her zamanki düzeninde hazır bekleyen büfeden birer kahve aldık.
Ekranda ismimin çaktığını görünce, toparlandık ve çıktık.
Duruşma salonuna davet edildiğimizde, Başkanla kürsüden selamlaştık. Yeni yıl için iyi dileklerimizi karşılıklı olarak belirttik.
Duruşmada müvekkilim ve ben yan yana oturduk. Öyle ya, duruşmanın akışı içinde bazı şeyleri paylaşmamız gerekebilirdi. Daha sonra duruşma başladı. Stenograf her söyleneni tespit ediyordu. Ayrıca önümüzdeki monitörden onun yazdıklarını da takip edebiliyorduk. Teknik ne kadar ilerlemişti. Steno ile yazılanlar, açık metinler olarak anında önümüze geliyordu. Tutanak yazmakla zaman kaybı yoktu. Sanığın sorgusu tamamlandı. Başkan bana söz verdi. Ben savunmaya katıldığımı belirttim, delillerin tartışılmasına geçilebileceğini söyledim.
Başkan iki tanık dinledi. Dosyadaki yazılı delilleri tartışmaya sundu. Ben ve savcı görüşlerimizi belirttik. Başkanın sorusu üzerine, savunma için olayın aydınlandığını, savcılık esas hakkındaki mütalaasını söylediğinde, savunmayı yapabileceğimizi söyledim.
Duruşmanın akışı içinde, savcı da önündeki dizüstü bilgisayarında bazı şeyler yazmaktaydı. Bu da güzel bir şeydi. Savcı, kendisine birkaç dakika süre verildiğinde, mütalaasını tamamlayacağını söyledi. Başkanın onayı ile bilgisayarını aldı ve salondan çıktı. Yaklaşık beş dakika sonra, tekrar salona döndü ve stenografa bir flashdisc(bilgisayara yazılanları kopalayan araç) verdi. Bunun içindekiler göz açıp kapayıncaya kadar, bizim önümüzdeki monitöre geldi.
Savcı, mütalaasında olayın bir hukuki ilişki çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini, suç unsurlarının bulunmadığını söylüyordu, sanığın beraatini istiyordu. Başkan, bana söz verdi. Biz savunmayı bu olasılığı da dikkate alarak hazırlamıştık. Ben de bir flashdisc çıkardım, mübaşire verdim. Bununla ilgili işlem de yapıldı.
Başkan, kısa bir müzakere için mahkeme heyetinin duruşma salonunun arkasındaki salona geçeceğini söyledi. Biz salonda kaldık.
Yaklaşık on beş dakika sonra heyet salondaki yerini tekrar aldı. Başkan sanığın beraat ettiğini açıkladı. Bana döndü. Öğleden sonra, duruşmada yapılan işlemlerin tümünü içeren bir mailin bana gönderileceğini belirtti ve oturumu kapattı.
Müvekkilimle duruşma salonundan çıktık. Birbirimizi kutladık. Bankada onun maiyetinde çalışanların sevinçleri de gözlerinden okunuyordu.
7 Eylül 2009 sabahı saat yedi buçuğu gösterirken, İstanbul’da bir avukat sevinçle uyandı. Rüya da olsa güzeldi dedi.
Prof.Dr.Erdener Yurtcan


