İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Adil Yargılama Takip Merkezinin 14 Mart Tıp Bayramı Bildirisi

Adil Yargılama Takip Merkezinin 14 Mart Tıp Bayramı Bildirisi

İstanbul Barosu Adil Yargılama Takip Merkezince 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla yayınlanan bildiride, sağlık hukukunu ilgilendiren malpraktis davalarında iç hukukta tüketilmesi gereken yollara ilişkin Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları doğrultusunda dikkat çekildi.

Adil Yargılama Takip Merkezinin bildirisi şöyle: 

DİKKAT!

TIBBİ UYGULAMA HATASI İDDİALARINDA TAZMİNAT VE İDARE ALEYHİNE AÇILACAK DAVALAR TÜKETİLMESİ GEREKEN İÇ HUKUK YOLLARIDIR!

Medyada gün geçmiyor ki sağlık sorunlarının yanında sağlık personeli tarafından yapılan tıbbi uygulamadaki hataları konu eden haberlerle karşılaşmayalım. Dolayısıyla biz avukatlar da tıp mesleklerini icra edenlerin yanlış uygulamalarına kurban gitmiş müvekkiller ile karşılaşmaktayız, iç hukukta bu hataların telafisi için tüketilebilecek yollardan ve/veya sonuçlarından tatmin olmadığımızda ise konuyu Anayasa Mahkemesi ve gerekirse Avrupa insan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) taşıyabiliyoruz. 14 Mart Tıp Bayramı vesilesi ile gerek Strasbourg Mahkemesi önüne götürülecek gerekse Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru yaptığımız malpraktis davalarında göz önünde bulundurabileceğimiz, Türkiye aleyhine önemli bir kabul edilemezlik kararından bahsetmek istedik. Adil Yargılama Takip Merkezi olarak bu kararın, esastan bir inceleme içermese de, malpraktis davalarında iç hukukta tüketilmesi gereken yollar açısından dikkat çekilmeye değer bir karar olduğunu düşünüyoruz.

3 Eylül 2013 tarihli Erdem ve Diğerleri/Türkiye kararında başvurucular, yakınları Halime Erdem'in Devlet hastanesi personelinin tıbbi uygulama hatası (malpraktis) sonucu vefat ettiğini, dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. Maddesi'nin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

Başvurucular iç hukukta hangi yolları kullanmışlardır?

Bu sorunun cevabı kabul edilebilirlik şartı olarak iç hukuk yollarını tüketmiş olma şartının incelenmesi açısından önemlidir. Başvurucular, tıbbi uygulamaları yakınlarının ölümüne sebebiyet veren sağlık görevlileri hakkında ceza davası yolunu seçmişler ancak hastane personelinin muhtemel sorumluluklarını belirleyecek ve sorumlu olmaları halinde tazminata hak kazanacakları ve Türk Hukuku'nda mevcut bir yol olan tazminat talepli özel hukuk davası açmamışlardır.

Ceza davası nasıl sonuçlanmıştır?

Başvurucuların iç hukukta tükettikleri ceza davası, idarenin sorumlular hakkında soruşturma izni vermemesi nedeniyle sonuca ulaşamamıştır. İşte bu durum, başvurucuların adil yargılama ile ilgili şikayetlerini dile getirmesine sebebiyet vermiştir. İdarenin sorumlular hakkında soruşturma izni vermemesi sebebiyle başvurucular, 'adil yargılanma hakkından' faydalanamadıklarını, dolayısıyla Avrupa insan Hakları Sözleşmesi'nin 6. ve 13. Maddeleri'nin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Ayrıca Başvurucular, Türkiye'de kamu görevlilerine karşı açılan davalarda soruşturma izni alınması zorunluluğunun Sözleşme'nin 14. maddesini ihlal eder nitelikte bir ayrımcılık olduğunu iddia etmişlerdir.

Bazı davalarında Mahkeme, yaşam hakkı gibi oldukça önemli bir hakkın ihlaline ilişkin iddialar ile karşılaştığında, 6. ve 13. maddeler ile ilgili şikâyetleri incelemeye gerek duymayarak, 2. Madde ile sınırlı bir inceleme yolu izleyebilmektedir. Bu davada da aynı yolu izleyerek başvurucuların şikayetlerinin 2. Madde altında telakki edileceği sonucuna varmıştır. Ancak Mahkeme, davanın esasına girmeden kabul edilebilirlik aşamasında 2. Madde açısından tüketilmesi gereken iç hukuk yollarının neler olduğunu belirtmek durumundadır. Bunun için şu soru sorulmaktadır: Türk hukuk sisteminde tıbbi uygulama hatalarında başvurulması gereken iç hukuk yolları nelerdir?

Sözleşme'nin 2. Maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülük etkili bir hukuk sistemini de zorunlu kılmaktadır. AİHM önüne gelen davalarda 'iç hukuk yollarının tüketilmiş olması' şartını incelerken başvurucudan ancak etkin olan hukuk yolunun tüketilmesini beklemektedir. Karara konu olayda ise, başvurucular ceza davası yolundan gitmişler ancak soruşturma izni engeline takılmışlardır. Oysa başvurucuların tercih ettiği gibi ilgili kamu personeline karşı ceza hukukundan kaynaklı davanın dışında, özel hukuk veya idare hukukundan doğan dava yolu da mevcuttur. Mahkeme, bu iç hukuk yollarının da seçilebileceğini tespit etmiştir.

Tıbbi uygulama hatası yaptıkları iddia edilen hastane personeli hakkında soruşturma izni verilmemesi bu konuda ceza davasının AİHS 13. Madde'nin güvence altına aldığı etkin bir yargı yolunun olmadığına delalettir. Ancak bu iç hukuk yolunun etkin olmaması bütün bir hukuk sistemi içinde bu konuyla ilgili olarak tüketilebilecek bütün yolların etkisiz olduğu anlamına gelmemektedir. Erdem ve Diğerleri/Türkiye davasında da Mahkeme, Türk hukuk sisteminde başvurucuların tüketmekten imtina ettikleri özel hukuk ya da idare hukuku davalarının iç hukukta makul başarı ihtimalinin olmadığı veya başarısızlığa mahkûm olduğu sonucuna varmasını sağlayacak herhangi bir husus gözlemlemediğinden bu davaları etkili ve tüketilmesi gereken iç hukuk yolu olarak kabul etmiştir. Bu yollardan birinin tüketilmemesi sonucu kabul edilebilirlik şartlarından biri olan iç hukuk yolunun tüketilmesi şartı yerine gelmediğinden bahisle, Sözleşme'nin 35. Maddesi'nin 1. ve 4. fıkraları uyarınca, dava esasa girilemeden reddedilmiştir.

Mahkeme, Erdem ve diğerleri/Türkiye kararı ile malpraktisten dolayı ölüme neden olan hekimin cezai sorumluluğunun uluslararası aşamada esastan araştırılmasını engellemiştir. Buna dayanak olarak da özel hukuk ve idare hukukundan doğan iç hukuk yollarının etkili olduğuna işaret etmiştir. Ceza hukukundan doğan davada 'izin' engeliyle karşılaşılan bir hukuk sisteminde, başvurucudan, başka hukuk yolları araması, bu yolların etkinliklerine kanaat getirerek kullanmış olması beklenmektedir. Bu durum 'talilik' prensibinin en sert şekilde uygulanmasıdır. Mahkeme, adeta, yaşam hakkının söz konusu olduğu bir davada, kabul edilebilirlik şartını, yaşam hakkı ihlali iddiasının önüne kesecek kadar ulaşılmaz bir yere koymuştur.

Mahkeme'nin yukarıda özetini sunmaya çalıştığımız tıbbi uygulama hatası iddiası içeren davadaki eğilimini göz önünde bulundurarak, esastan incelenmenin önünde engel olmaması için, devlet hastanelerdeki uygulamaları konu ettiğimiz başvurularda tazminat ve idare hukukundan doğan talepleri de ileri sürmemiz gerekmektedir.

AYTK saygı ve sevgileriyle dikkatinize arz eder.

Kategori:Haberler
Adil Yargılama Takip Merkezinin 14 Mart Tıp Bayramı Bildirisi | İstanbul Barosu