İstanbul Barosu Avrupa Birliği Hukuku Komisyonu Başkanı ve T.C. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dr. Selçuk Demirbulak 14 Kasım Çarşamba günü saat 18.30’da Orhan Apaydın Konferans Salonunda “AB-Türkiye Ortaklık Hukukunun Uygulanmasında Ulusal Hâkimin Rolü” konulu bir konferans verdi.
Konuşmasına ağılıklı olarak doğrudan etkililik kavramı üzerinde duran Demirbulak, bu kavramı Avrupa Birliği mevzuatı uyarınca ulusal üstü hukukta alınan bir kararı üye devletin iç hukukunda hiçbir tasarrufa ihtiyaç olmaksızın bağlayıcı hüküm doğurması olarak tanımladı.
Avrupa Adalet Divanının oluşumu ve işleyişi konusunda ayrıntılı bilgiler veren, doğrudan etkililik üzerine çeşitli örnekler sunan Demirbulak, şunları söyledi:
“Avrupa ortaklık hukuku normlarına aykırı davranış ya da çelişkili durum konusunda ulusal mahkeme tereddüde düşerse bunu Avrupa Topluluğu anlaşmasının 170. maddesi uyarınca gerekli görür ise Adalet Divanına bu konuyu götürür, ön karar talep eder ve bu bekletici unsurdur. Eğer ulusal mahkemenin kararlarına karşı hukuk yolları tüketilmiş ise bu takdirde o konuyu Adalet Divanına götürme zorunluluğu vardır. Götürüldüğü zaman da iptal edilen karar ulusal mahkemeyi bağlar. Ancak ulusal mahkeme bu kararı uygulamazsa ne olacak? AB’nin üye devleti cezalandırması mümkün değil, bu hala boşlukta duran bir konudur.
AB adalet divanının önüne bir dava getirilinceye kadar 4 -5 sene geçiyor. Yargı sürecini kısaltmak durumundayız. Bugün üye devlet ulusal mahkemelerinde 2000’den fazla dava var. Eğer bunlar ön karar için Adalet Divanına gönderilirse 24 aydan 36 aya kadar karar ancak çıkıyor. Pahalı bir süreçtir. Bütün bunların önüne geçmek için ulusal yargıçların bu konuda lafzi yorum ötesinde yorumlar yapabilmesini sağlamak lazım. Bu organize çabalarla olur. Avrupa Topluluğu Sözleşmesinin 134. maddesi uyarınca, ulusal mahkemeler, ortaklık hukukuna aykırılık iddiasını özellikle iltica ve göç konusunda bekletici mesele yapmaması için, adli mekanizmanın tıkanmaması için divanın yetkisini dahi tanımıyorlar. Fayda maliyet analizi yapıldığında bunun zararları da görüldüğü için bugüne kadar bağlayıcı olmayan görüş alınıyordu. Yeni değişikliklerle bazı konuların bir kısmı Adalet Divanı’nın yargı yetkisinin içine sokuldu, bir kısmı da sokulmak üzere.”