Ab Hukuku İlkelerinin Üçüncü Ülkelere Etkisi Ve Türk Avukatların Serbest Dolaşımı
İstanbul Barosu AB Hukuku Komisyonu ve Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dr. Nüsret-Semahat Arsel Uluslararası Ticaret Hukuku Araştırma Merkezince ortaklaşa düzenlenen seminerde “AB Hukuku İlkelerinin Üçüncü Ülkelere Etkisi ve Türk Avukatların Serbest Dolaşımı” konusu ele alındı.

İstanbul Barosu AB Hukuku Komisyonu ve Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dr. Nüsret-Semahat Arsel Uluslararası Ticaret Hukuku Araştırma Merkezince ortaklaşa düzenlenen seminerde “AB Hukuku İlkelerinin Üçüncü Ülkelere Etkisi ve Türk Avukatların Serbest Dolaşımı” konusu ele alındı.
Seminer, 21 Nisan 2009 Salı günü saat 10.00 – 13.00 arasında Koç Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu (Amerikan Hastanesi yanı), Salon A, Güzelbahçe Sokak No: 20 Nişantaşı – İstanbul adresinde yapıldı.
Seminerin açılışında konuşan Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tankut Centel, Türkiye’nin AB üyeliğinin uzun bir süre aldığını, bu konudaki çalışmaların sürdürüldüğünü, serbest dolaşımın da üyelikten kaynaklanan bir hak olduğunu söyledi. Centel, Türk avukatların Birlik içindeki yerini de araştırmak gerektiğini bildirdi.
İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın da, Türk avukatların AB egemenlik alanında serbest dolaşımının Avrupa Barolar Birliği (CCBE), Uluslararası Avukatlar Birliği (UIA) ve Avrupa Avukatlar Birliği (UAE) gibi kuruluşlarda tartışıldığını söyledi.
Türkiye'nin hukuken zaten bu haklara sahip olduğuna inandığını, çünkü Türkiye’nin AB kurumlan ile ilişkilerde üçüncü ülke konumunda bulunmadığını belirten Aydın, “Zira Türkiye gerek Ortaklık Antlaşması hükümleri gereği gerekse Gümrük Birliği üyesi olması sebebiyle iç pazardaki 4 temel prensipten [malların, sermayenin, hizmetlerin ve kişilerin serbest dolaşımından) hukuken yararlanması gereken ancak uygulamada AB kurumlarının ve üye devletlerinin hukuk dışı tutumları sebebiyle yararlanamayan bir konumdadır” dedi.
Ankara Antlaşması'nın 12, Katma Protokolü'nün 36 ve 41/1. Maddelerinin serbest dolaşımı düzenlediğini, her ne kadar bizim Katma Protokolü imzaladığımız tarihten sonra hakların geriye götürülmeyeceğine dair amir hüküm var ise de, gerek vize yönetmeliğiyle, gerek hizmetlerdeki kısıtlamalarla hukukun açıkça ihlal edildiğini kaydeden Muammer Aydın sözlerini şöyle tamamladı:
“AB kurumlarının bu hukuk dışı uygulamalarını hangi hukuki zemine oturttukları anlaşılamamaktadır. Türkiye'den daha gerideki bir bütünleşme biçimi olan serbest ticaret antlaşmasına (EFTA-European Free Trade Area) istinaden, İzlanda, Norveç, İsviçre avukatlarına hizmetlerin serbest dolaşımı hakkını veren ancak, çok daha ileri düzeyde AB kurumlan ile bütünleşmiş aralarında ortaklık antlaşması olan ve Gümrük Birliği üyesi Türkiye'nin hukukçularına hizmet sunma serbestîsinin ulusla arası hukuka aykırı olarak tanınmamasına anlam verilememektedir”.
İki oturum halinde gerçekleştirilecek seminerin ilk oturumunu Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Doç. Dr. Bertil Emrah Oder yönetti. Bu oturumda “AB Hukuku İlkelerinin Üye Olmayan Ülkelerde Uygulanması ve Geçerliliği” konusunda Hollanda’nın Tilburg Üniversitesi’nden Prof. Dr. Linda A. J. Senden bir bildiri sundu.
1963 yılından bu yana AB bünyesinde pek çok sözleşme imzalandığını, çevre ve tüketici hakları gibi benzer haklarda yeni ölçütlerin geliştirildiğini belirten Senden, Avrupa Adalet Divanı kararları ve küreselleşme çabalarıyla da yeni standartlar oluşturulduğunu söyledi.
Konuya kurumsal ve anayasal ilkeler açısından yaklaşan Linda Senden, aday ülkelerin AB müktesebatını iç hukuklarına yansıttıklarını, bunun için belli geçiş aşamaları yaşadıklarını, aday ülke mahkemelerinin de Avrupa Adalet Divanının kararlarını dikkate aldıklarını bildirdi.
Anayasal ilkeler açısından insan hakları, özgürlük, demokrasi ve hukukun üstünlüğü hedeflerinin özümsenmesi ve geliştirilmesinin üye ve aday ülkeler açısından önem taşıdığını belirten Senden, Lizbon Antlaşması yürürlüğe girdiğinde Temel Haklar Şartı’nın da yürürlüğe gireceğini hatırlattı. Senden, Kopenhag ölçütlerinde de bu hakların görüldüğünü, bu ilkelere dünyanın her yerinde uyulması için çaba harcandığını “AB normları dünyanın normları olsun” politikasının sürdürüldüğünü sözlerine ekledi.
İstanbul Barosu AB Hukuku Komisyonu Başkanı Av. Lütfi Ertuğrul Yeşilaltay’ın yönettiği ikinci oturumda ise Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ve İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Dr. Selçuk Şafak Demirbulak, “Avrupa Birliğinde Türk Avukatların Serbest Dolaşımı” konusunu ele aldı.
Konuşmasının başında 1963 yılından bu yana AB yolunda atılmış adımları, yapılan antlaşmaları ve bütünleşme çalışmalarının 5 aşamada gerçekleştiğini anlatan Demirbulak, 5. aşama olan siyasi birliğin Lizbon Antlaşmasının İrlanda’nın “Hayır” demesiyle askıya alındığını bildirdi.
Demirbulak, 17 trilyon dolarlık gayri safi yurt içi hâsılası olan dünyanın en büyük ikinci ekonomik gücü olan AB’nin yanında, kayıt dışı ekonomisi dışında 71 milyon 517 bin kişilik nüfusu ve 10 bin 436 dolarlık fert başına düşen milli geliri ile Türkiye’nin önemli bir güç oluşturduğunu söyledi.
Türkiye’nin, AB’ye yeni üye olan ülkeler içinde Bulgaristan ve Romanya’dan çok daha ileri durumda bulunduğunun altını çizen Demirbulak, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda batı normlarının örnek alındığını, Türk hukuk sisteminin böyle doğduğunu, bildirdi.
Yunanistan’ın onuncu üye olarak kabulünden sonra Ortaklık Konseyi’nin çalıştırılmadığını, hak arama yollarının daraltıldığını, Türk siyasi iradesinin bunu zorlaması gerektiğini belirten Demirbulak, Avrupa ülkelerinde yaşayan 2. ve 3. kuşak Türklerin idare mahkemelerinde açtıkları davaların bir kısmının Adalet Divanı’na önkarar yolu ile intikal ettirilerek Divan’ın yarattığı içtihatlar sonucu yeni haklar kazandığını, böylece Türkiye ile AB arasındaki mevcut ortaklık hukukunun geliştiğini ifade etti.
Avrupa Birliğinin AB üyesi olmayan Norveç, İsviçre, İzlanda ve Lichtenstein avukatlarının AB ülkelerinde serbestçe mesleklerini yerine getirmeleri için EFTA ile antlaşmalar imzaladıklarını, Gümrük Birliği üyesi ve AB’ye aday ülke konumundaki Türkiye’nin avukatlarının böyle bir hakkının bulunmadığını vurgulayan Demirbulak, Türkiye’nin bu konuda koordineli ve organize bir çalışma yapamadığını, haklarını yeterince savunamadığını bildirdi.
AB’de 7 hak arama yolu bulunduğunu belirten ve bu hak yollarını özetleyen Demirbulak, “Avrupa mahkemelerinin verdiği kararları, içtihatları yeteri kadar önemsemiyoruz. Genç kuşak meslektaşlarımızın bu açığı kapatması gerekiyor. Biz AB’de çalışma alanının açılmasını istiyoruz. Karşı tarafta bize karşı siyasi bir irade var. Bizde ise siyasi irade eksikliği var. Kazanılmış haklara sahip çıkmazsanız, siz, size biçilen rolü oynamak zorunda kalırsınız. Biat kültürü artık bitmeli” dedi.


