88. Yıldan Sonsuza Kadar Cumhuriyet’Le…
Emperyalizme karşı verdiğimiz Milli Kurtuluş Savaşı zaferinden doğan Cumhuriyet’in 88.yılını
Emperyalizme karşı verdiğimiz Milli Kurtuluş Savaşı zaferinden doğan Cumhuriyet’in 88.yılını kutluyoruz. Türk milletinin özverisinin, direncinin, bağımsız yaşama iradesinin ürünü büyük devrim 88 yılı geride bıraktı.
Emperyalistlerin iştahını kabartan Osmanlı coğrafyasının zengin doğal kaynaklarıydı. Cesaretlendirense ulus bilincinden yoksun, ümmet anlayışıyla yöneltilen, ortaçağ karanlığı içine hapsedilmiş kalabalıklardı.
Sürü halinde yönetilmeye direnme bilinciyle ülkesinin bütünlüğüne ve kaynaklarına sahip çıkan bir ulusun ortaya çıkması emperyalizmin korkulu rüyasıdır. Türk ulusunun saltanat ve hilafet sisteminden çağdaş uygarlığa, çağdaş demokrasiye geçişiyle ulusal kurtuluşu paralel biçimde gelişmiştir.
Ülkesini işgal etmiş, halkını ise köleleştirmek isteyen emperyalizmle kaderini ve geleceğini birleştirmiş bir hanedanın kurtuluştan sonra hiçbir şey olmamış gibi iktidarını sürdürmesi mümkün olamazdı. Milli Mücadele başlangıcındaki yerel kongrelerle, Müdafaayı Hukuk örgütlenmeleri ile başlayıp TBMM ile sürdürülen kurtuluş süreci, bir yönüyle savaş sonrasının rejimini de belirlemişti. Kurtuluş mücadelesini veren halk kuruluşunu da gerçekleştirecekti. Öyle de oldu.
Kurtuluşun ve kuruluşun önderi Mustafa Kemal, 29 Ekim 1923’teki Cumhuriyet’ in ilanını fiilen varlığını sürdüren bir uygulamanın ve yönetim şeklinin hukuken de tescili olarak tanımlamaktadır. Gerçekten de yasama ve yürütme erklerini şahsında toplamış olan ve ulusun seçilmiş temsilcilerinden oluşan TBMM, aciz, işbirlikçi İstanbul hükümetleri karşısında adı henüz konulmamış yeni devleti ve rejimi temsil etmektedir.
Cumhuriyet ulusumuz için şekli bir rejim değişikliğinden çok öte bir anlam ifade etmektedir. Ekonomik ve siyasal bağımsızlık temelinde, ulus devlet olarak, demokrasiden, çağdaş uygarlıktan, laiklikten yana kesin bir tercihi göstermektedir. Ekonomik bağımsızlığın yitirilmesi durumunda siyasal bağımsızlığın sürdürülemeyeceğinin bilincinde olan Atatürk ekonomik atılımları yeni rejimi yaşatmanın zorunlu şartı olarak görmektedir. Atatürk 10. Yıl nutkunda genç Cumhuriyet’in siyasal, toplumsal başarılarıyla olduğu kadar ekonomik atılımlarıyla da övünmekte, ulusuna hesap vermektedir.
Ekonomik ve siyasal bağımsızlığı, ulus devleti, tekil yapıyı esas alan çağdaş, demokratik, laik bir rejimin temel hukuk metni kuşkusuz Anayasa’dır. Türkiye’ yi 1923’ ün kuruluş felsefesinden koparacak, çağdaş demokrasi ölçütlerinden yoksun bırakarak ulus devlet olmaktan çıkaracak bir hukuk metni sivil anayasa söylemleriyle toplumun önüne konulmaya çalışılmaktadır.
Milli Kurtuluşun önderi, Cumhuriyet’imizin kurucusu, çağdaş Türkiye’nin mimarı Atatürk devletin kuruluş felsefesinden çıkarılmaya ve toplumsal bellekten silinmeye çalışılmaktadır. Atatürk’ün mirasının tasfiye edilmesinin, devletin varlık felsefesi ve düşün kaynağı olmaktan çıkarılmasının, Cumhuriyet’le topyekun bir hesaplaşma anlamına geldiği anlaşılmalıdır. Atatürk’ süz bir demokrasinin ve sivilleşmenin toplumu aldatmaya yönelik takiye söylemi olduğu görülmelidir.
Ulusumuzun kendisini millet olmaktan çıkarıp yeniden tebaa haline getirmeye yönelik girişimlerin ayırdına varacak demokratik olgunluk içinde olduğundan kimsenin kuşkusu olmamalıdır.
İstanbul Barosu bu güne kadar olduğu gibi, önümüzdeki süreçte de çağdaş hukuk ve demokratik değerler mücadelesini ödünsüz sürdüreceğini, 1923 Cumhuriyetini ortaya çıkaran kuruluş felsefesini savunacağını kamuoyuna saygıyla duyurur.
İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI


