8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Bundan 167 yıl önce Amerika’nın Newyork kentinde bir fabrikada çalışan dokuma işçisi kadınların kendilerine yapılan ayrımcılığı kabul etmeyip , çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve eşit işe eşit ücret verilmesi için yaptıkları grev esnasında fabrikaya kilitlenen129 kadın işçi yanarak hayatını kaybetti. Hayatlarıyla bedel ödeyen kadınların bu hak mücadelesi unutulmadı, unutulmayacak.
Bu gün 8 Mart kutlamadan ziyade , kadınlara karşı ayrımcılığın, kadına yönelik şiddetin, her gün sayıları artan kadın cinayetlerinin ve tüm kadın sorunlarının bir kez daha dile getirildiği bir gün olmaya devam ediyor.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10’uncu maddesinin 1’inci fıkrası herkesin kanun önünde eşit olduğunu güvence altına almaktadır. İlgili maddenin 2’nci fıkrasına göre ise “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.” Denilmektedir. Uluslararası insan hakları sözleşmelerinin tamamı, hak ve özgürlüklerin kullanılmasında cinsiyete dayalı ayrımcılığı yasaklamaktadır. Türkiye’nin de taraf olduğu gerçek eşitliği hedefleyen CEDAW, sözleşmeyi imzalayan devletlerin kadınlara yönelik ayrımcılığın tüm biçimlerini önlemek, kadınların toplumsal durumlarını iyileştirmek, toplumsal cinsiyet ilişkilerini ve toplumsal cinsiyete dayalı basmakalıp yargıları değiştirmek üzere taahhütte bulunmasını sağlar.
Ancak tüm bu ulusal ve uluslararası düzenlemelere rağmen bugün hala toplumsal, sosyal, siyasal, ekonomik alanda, karar alma mekanizmalarında ve eğitimde eşitlik gerçekleşmediği gibi geldiğimiz aşamada mevcut yasal mevzuata müdahale edilerek kadının kazanılmış haklarının fiilen elinden alınmak istenmektedir.
06.03.2024 tarihinde açıklanan TUİK İstatistiklerle Kadın 2023 verilerine göre;
- Türkiye nüfusunun %49,9'unu kadınlar, %50,1'ini erkekler oluşturmaktadır. Nüfus sayındaki bu eşitlik ne yazık ki tespit edilen diğer verilerde gerçekleşmemektedir.
- Eğitim alanındaki verilerde yine kadınlar erkeklerden düşük oranda kalmıştır. Okuma yazma bilmeyen erkek oranı %0.9 iken kadında bu oran %5.7 dir.
- 2022 yılında istihdam oranı erkeklerde %65 iken kadınlarda %30,4 yani yarısından bile daha azdır. Ve biliyoruz ki kadınlar düşük oranda istihdam edildiği iş alanlarında bile, bu alanlar iş sektörünün en alt kesimini oluşturmakta, eşit ücret alamamakta, taciz ve mobbing, sorunlarıyla karşı karşıya kalmaktadır.
- Hanesinde 3 yaşın altında çocuğu olan 25-49 yaş grubundaki kadın istihdam oranı %28 iken erkeklerde bu oran %90,8 dir. Küçük çocuk sahibi olan kadınların istihdam oranlarının oldukça düştüğü görülmektedir.
- Cinsiyetler arası ücret veya kazanç farkı tüm eğitim düzeylerinde erkek lehine gerçekleşmektedir.
Kadın istihdamının önündeki engellerin kaldırılması, kadın yoksulluğunun ortadan kaldırılmasına yönelik önlemlerin alınması gerekmektedir.
Açıklanan eğitim ve istihdam oranları hala bu seviyedeyken, kadın yoksulluğu artan oranda devam ediyorken boşanmayla yoksulluğa düşecek, kusuru daha ağır olmayan çoğunlukla kadın eşe bağlanan yoksulluk nafakasının sınırlandırılması için çalıştaylar/çalışmalar yapılmasını, mevcut kanuni düzenlemeye müdahale edilmesini kabul etmediğimizi bir kez daha tekrarlıyoruz..
Medeni Kanun kadının medeni haklarının bilhassa aile hukuku kaynaklı haklarının teminatıdır. Bu nedenle aile hukukunda arabuluculuğun; adı ister zorunlu arabuluculuk olsun ister mahkeme temelli arabuluculuk olsun, kadınların yaşam hakları ve yasal hakları üzerinde bir risk, bir tehdit oluşturacağı açık ve nettir. İktidar tarafından bu yönde yürütülen çalışmaların derhal durdurularak terk edilmesi gerekir.
Anayasa Mahkemesinin kadının kocasının soyadını almasını öngören kuralın iptali ile ilgili kararı 28.01.2024 tarihinde yürürlüğe girmiş ve MK 187. Maddesi iptal edilmiştir. Bugün sanki kanun maddesi hiç iptal edilmemiş gibi eski uygulama hala devam etmektedir. Kadın haklarını ihlal edecek şekilde devam eden bu kanunsuz uygulamanın durdurulması, kadının kendi soyadını özgürce kullanabileceği, eşlerin soyadını seçmesine olanak tanıyan yasal düzenlemenin gecikmeksizin yapılması gerekir.
Kadınları karar alma mekanizmalarındaki sayısı hala çok düşüktür. TBMM de kadın vekil sayısı sadece %20 dir. Siyasette ve tüm karar alma mekanizmalarında eşit temsilin sağlanmasının ayrımcılığın ortadan kalkmasında etkili bir mekanizma olacağı açıktır.
Kadının yaşam hakkının korunması ve kadına yönelik şiddetin önlenmesinde hala bir çözüm bulunamamıştır. Kadınlar haklarını kullanmak istedikleri, ayrılmak istedikleri için şiddete uğramakta ve öldürülmektedir. Kadınların yaşam hakkının korunması ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi devletin pozitif yükümlülüğü bizim de en temel isteğimizdir. Toplumda oluşan cezasızlık algısı kaldırılmalı, şiddeti önleyecek politikalar üretilmeli ve uygulanmalı, cins kırıma dönüşen kadın cinayetleri önlenmelidir.
Toplumsal cinsiyet kalıpları hala yıkılmamış, gelenek görenek veya dini referanslar dayanak gösterilerek ayrımcılık meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır.
Gelinen bu noktada İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi olarak Bizler ; Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda , Laik Cumhuriyete sahip çıkacağımızı ve kadınların kazanılmış haklarının elinden alınmasına asla izin vermeyeceğimizi,
8 Mart’ın tüm kadınlar için ayrımcılıktan, şiddetten uzak, haklardan eşit olarak yararlanacakları bir gün olabilmesi için mücadelemize devam edeceğimizi kamuoyu ile paylaşıyor, hak mücadelesi veren tüm kadınları saygıyla selamlıyoruz.
İSTANBUL BAROSU KADIN HAKLARI MERKEZİ


