4+4+4 = 0
Bir süreden bu yana İstanbul Barosu olarak, ülkemizin “milli eğitim” sisteminde yaşanan değişime ilişkin projelere dikkat çekmekte ve “yeniden yapılandırma” adı altında getirilen bu

Bir süreden bu yana İstanbul Barosu olarak, ülkemizin “milli eğitim” sisteminde yaşanan değişime ilişkin projelere dikkat çekmekte ve “yeniden yapılandırma” adı altında getirilen bu değişikliklerin “asıl amacını” açığa çıkarmaya çalışmaktaydık. Bu bağlamda, 19 Mayıs tartışması ile başlatılan ve Gençliğe Hitabeyle devam ettirilen süreçle ilgili değerlendirmelerimizin mürekkebi kurumadan, bu kez de 4+4+4 olarak özetlenen “yeni“ bir eğitim sistemi tartışması başlatılmıştır.
Tartışmaya katılan eğitimbilimciler ve pedagogların ağırlıklı ortak görüşleriyle ifade edilen kaygılara rağmen devam ettirilen çalışmalar, yeterli bir müzakere ortamı bile bulmadan “ivedi” olarak devreye alınacak gibi gözükmektedir.
İstanbul Barosu olarak, değişik çevrelerde “derin kaygı” ile ifade edilen tüm endişeleri de aşan bir duyarlılıkla, tarihe not düşmeyi - tam da bu aşamada - görev telakki etmekteyiz.
Bu değişikliklerin, özellikle kız öğrencilerin okullaşmalarını erkenden engelleyen, erken gelinler ve çocuk işçiler yaratan, imam hatiplerin orta kısımlarını yeniden cazip hale getiren düzenlemeler olduğu yönündeki değerlendirmelere katılmakla birlikte, asıl vurgulanması gereken olgunun bu somut ve potansiyel tehlikelerden de ötede bir yargı ile “toplumun dönüştürülmesi” olarak tanımlanması gerektiği kanısındayız.
Bizzat Başbakan tarafından başlatılan “dindar nesil yetiştirme” projesinin önemli bir ayağı olduğu anlaşılan bu sistem, Türkiye için öngörülen bir “gelecek planlamasının” parçasıdır. Yaşanan arap baharının (!) örnek gösterilecek demokrasisi olmak adına, referansını dinsel temelli ögelerden alan kurumsallıklar oluşturulmaktadır.
OECD Eğitim Raporuna göre;
· Yetişkin yurttaşların % 58’i lise eğitimini tamamlamamıştır. Sıralamada Türkiye sonuncudur.
· Üniversite mezunlarının istihdamında Türkiye son sıradadır.
· 5-14 yaş arası okullaşmada Türkiye sondadır.
· İlköğretimde öğrenci başına düşen derslik sayısında Türkiye sondan birincidir.
· Yoksul aile çocuklarının üniversite eğitimi alması, en az Türkiye için olasıdır.
Mutlaka yeni bir eğitim sistemi tartışılacak ise, yukarıdaki verileri değiştirecek projeler geliştirmek gerekirken, bu tabloya çare olmayan “özel projeleri” tartışmaya açmak, iktidarın ajandasını anlamak bakımından son derecede de önemlidir. Mahçup ifadelerle savunulan değişiklik önerilerinin gerçek hedefi, din temelli bir eğitimin ve/veya din eğitiminin gerçekleşmesi koşullarını taşıyan bir yeni sisteme kavuşmaktır. Bu amacın gerçekleşmesi uğruna verilecek ödünler, sıtmaya razı etmekten başka bir amaca yönelik olmayacaktır.
Yeniden vurgulamalıyız ki; bütün bu değişiklikler, "Türkiye’de (...) laiklik ilkesinin yerini İslam ile bütünleşmeye terk etmesinin gerekli olduğu kanaatini taşıyan” bir Milli Eğitim Bakanının yönetiminde gerçekleştirilmektedir. Bir süreden bu yana gündeme getirilen tartışmalar, giderek ısıtılan suyun enerji kaynaklarıdır.
İstanbul Barosu olarak bu oyun ve planların açığa vurulmasında etkin konumumuzu sürdürmeye devam edeceğiz. Atatürk devrimlerini ve onun aydınlanmacı kazanımlarını yaşam biçimine dönüştürmeyi başarmış güçleri olarak mücadelemizi yılmadan sürdüreceğiz.
Çünkü biliyoruz ki;


