İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

301

TCK 301. maddesinde yapılması öngörülen değişikliğin gündeme geliş şekli ve zamanı ile değişikliğe ilişkin öneriler konusunda aşağıdaki hususların kamuoyunun bilgisine sunulması gerekli görülmüştür.

301

TCK 301. maddesinde yapılması öngörülen değişikliğin gündeme geliş şekli ve zamanı ile değişikliğe ilişkin öneriler konusunda aşağıdaki hususların kamuoyunun bilgisine sunulması gerekli görülmüştür. 

Demokratik sistemlerde güvence altına alınan, düşünce/ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, bilim ve sanat özgürlüğü ile doğrudan bağlantılı olup, haber verme hakkı ve eleştiri hakkı gibi hakların da kaynağını oluşturmaktadır. Ülkemizde, ceza yasaları, kitle iletişim hukukuyla ilgili yasaların bazı maddeleri bu özgürlük bağlamında sürekli tartışma konusu olmuş ve olmaya devam etmektedir. Söz konusu tartışmalar sanıldığı gibi sadece AB süreci ile ilgili değildir. Özellikle de çok partili siyasi hayata geçtikten sonra, bu konunun güncelliği kaybolmamıştır.

TCK’nın 301. maddesi açısından yapılan tartışmalar bu kapsamda ele alınmalıdır.

Hemen belirtelim ki, böyle bir düzenlemenin ceza yasamızda yer almış olmasının nedeni, Anayasamızdaki bazı hükümlerin kanun koyucu yönünden dikkate alınmasıdır. Daha açık bir anlatımla, Anayasamızın başlangıç kısmında önemi ve korunması gerektiği vurgusu yapılan, ulusal bütünlük, Türk varlığı, cumhuriyet, laiklik, yasama ve yürütme organı, hukuksal açıdan gözetilmesi gereken değerler olarak karşımıza çıkmaktadır. Aslında ülkemiz açısından yapmış olduğumuz bu belirleme, sadece bize özgü bir durum da değildir. Neredeyse bütün Kara Avrupası Ceza Kanunlarında yer almaktadır.

Maddeyle ilgili kamuoyuna yansıyan değişiklik taleplerine gelince; hatırlayacak olursak, bunlardan ilki, kamu güveninin tehlikeye girmesinin somut olarak aranması gerektiği, diğeri ise, Türklük kavramının gerekçeden de kaynaklanan içeriğinin çok geniş olduğu, Türkiye dışındaki Türkleri de kapsadığı, örneğin Türk Cumhuriyetlerindeki Türklere yönelik aşağılama fillerinin de bu düzenleme karşısında Türkiye’de cezalandırılması sonucu doğuracağı yönündeki görüş, eleştiri ve önerilerdir.

Bu noktada özellikle Türklük kavramının çok geniş olduğu yönündeki eleştiri üzerinde durmak isteriz. Hemen hatırlatalım ki, bu kavram belirli bir zaman ve ülkede yaşayan ve insanlarla ilgili olmayıp, soyut bir değeri ifade etmektedir. TCK 301 de cezalandırılan davranış da işte bu soyut değerin, yani Türk Milleti’nin aşağılanmasıdır. Madde metnine Türk Milleti yazılması da normun içeriğini değiştirmeyecektir.  Zaten yabancı ülke mevzuatlarındaki İtalyan Milletini, Polonya Halkını, İspanya’yı aşağılama şeklindeki düzenlemeler de bu paraleldedir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, sadece Türk Milletini değil, başka milletleri aşağılamak da TCK’da suç olarak öngörülmüştür. Özellikle vurgulayalım ki, diğer uluslara yönelik küçültücü davranışlar da yine soyut bir değer olarak anlaşılmalıdır.

Uygulamada karşılaşılan sorunları aşabilmek için yargılama hukuku bakımından da bazı öneriler yapılmaktadır. Daha açık bir ifadeyle bu suç söz konusu olduğunda yargılama koşullarından biri olan izin koşuluna yer verilmesi ve bu izinin de Cumhurbaşkanı tarafından kullanılması dillendirilmektedir.

Bilindiği üzere 765 sayılı TCK’nın 159. maddesinde dava açılması Adalet Bakanının izin koşuluna bağlı tutulmuştu. Buna karşılık 301. maddede bu yönde bir koşula yer verilmemişti. Resmi açıklamalar ve tartışmalar da dikkate alındığında bu değişikliğin iki nedeni olduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan ilki yürütme organının imkân ölçüsünde yargıya müdahale etmemesi yönündeki görüşün ağır basması, diğeri ise verilen bu izin karşısında davaların gereği gibi irdelenmeden açılıyor olmasıdır. Şimdi tasarı ile söz konusu iznin Cumhurbaşkanlığı makamı tarafından verilmesi yönündeki önerinin ise isabetli olmadığını düşünmekteyiz. Uygulamada sorunlara yol açan bu maddeye bir çözüm getirmeye çalışırken, tarafsız konumda olan Cumhurbaşkanlığı makamının olası siyasal tartışmaların içerisine çekmek kanımızca daha sakıncalı olacaktır.

301. maddeyle ilgili sorun, eleştiri hakkı ve aşağılanmanın sınırının doğru biçimde ortaya konulması noktasındadır. Eleştiri hakkı, çağdaş demokrasilerin olmazsa olmazları arasındadır. Aslında toplumların gelişmişlik düzeyleri, bu hakkın geniş bir biçimde kullanılabilmesiyle son derece ilintilidir. Kısacası eleştiri yoksa demokrasi de yoktur.

Bizce hem hukuksal, hem de siyasal olan bu tartışmanın neresinde yer alınırsa alınsın, hangi görüş benimsenirse benimsensin, ulusal onurumuzu rencide eden her türlü yaklaşıma da karşı çıkmalıyız. Başöğretmen, genel vali, müfettiş edasıyla karşımıza çıkan herkese ve kuruma yüksek duyarlılığımızı göstermeliyiz. Üzülerek görüyoruz ki, onlarca demokratik sorun ortadayken, siyasal iktidar uslu bir öğrenci gibi davranmakta, dış telkinlerle iç hukuka müdahaleyi olağan kabul etmektedir.

İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI

Kategori:Haberler