26 Nisan Dünya Fikri Mülkiyet Günü
26 Nisan Birleşmiş Milletler' e bağlı Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) tarafından 2000 yılından beri Fikri Mülkiyet Günü olarak kutlanmaktadır. Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü'nün Fikri Mülkiyet Günü'ne has bu yılki teması çevreci bir bakış açısı taşıyor. Çevreci buluşların teşviki olarak anlayabileceğimiz 'Promoting green innovation' adlı 2009 teması küresel ısınma ve gelecekteki yaşama ilişkin kaygılarla ortaya çıkmış oldukça dikkat çekici ve bizim de gönülden desteklediğimiz bir düşünceyi yansıtmaktadır.

26 Nisan Birleşmiş Milletler' e bağlı Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) tarafından 2000 yılından beri Fikri Mülkiyet Günü olarak kutlanmaktadır. Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü'nün Fikri Mülkiyet Günü'ne has bu yılki teması çevreci bir bakış açısı taşıyor. Çevreci buluşların teşviki olarak anlayabileceğimiz 'Promoting green innovation' adlı 2009 teması küresel ısınma ve gelecekteki yaşama ilişkin kaygılarla ortaya çıkmış oldukça dikkat çekici ve bizim de gönülden desteklediğimiz bir düşünceyi yansıtmaktadır.
Küresel ısınma ve iklim değişiklikleri ile mücadeleyi sağlamaya yönelik uluslararası Kyoto Protokolü Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi bünyesinde düzenlenmiştir. Bu protokolü imzalayan ülkeler bilindiği gibi karbondioksit ve sera etkisine neden olan gazlarının salınımının azaltılması konusunda taahhüt altına girmektedirler. Türkiye'nin Kyoto Protokolüne 05 Şubat 2009'da katılmış olması, WIPO' nun 2009 yılı temasını ülkemizde daha anlamlı hale getirmektedir.
Çevre dostu buluşların teşviki temasının ülkemizde de önemle ele alınması gerekmektedir. Ancak her şeyden önce ülkemizde buluşların teşvik edilmesi gerekmektedir. Gelişmiş sanayisi olan ülkelerde yıllık sayıları yüzbinlerle ifade edilen buluşların ülkemizde sayıları binlerle ifade edilmektedir. Ülkemiz sanayisinin çapı düşünüldüğünde, bu denli düşük sayıda buluşun olması ortaya sıkıntılı bir tablo çıkarmaktadır. Bu tabloyu iyi okumak gereklidir. Bu tabloda yazanlardan biri ülkemizde hala Ar-Ge çalışmalarının çok yetersiz olduğu, üretimin eski teknolojilere dayandığı ve maalesef taklitçi zihniyetin aşılamadığıdır. Diğeri ise hangi buluşların tescille korunabildiğinin, korumanın öneminin kamuoyunda yeterince bilinmediğidir.
Yeni, tekniğin bilinen durumunu aşan ve sanayiye uygulanabilen buluşlar patent verilerek yasalarca korunmaktadırlar. Burada dikkat çeken unsur tekniğin bilinen durumunun aşılmasıdır. Çünkü bir buluşun korunması için, önceki tekniği aşması yeterlidir. Yeryüzünde daha önce bilinmeyen bir enerjinin ortaya çıkarılmasını sağlayacak kadar büyük bir buluşa imza atılmasına gerek yoktur. Kıstasları taşıyan büyük, küçük buluşlar patent verilerek korunur.
Son yüzyılda buluşların dünyayı nasıl değiştirdiğini, ülkelerin zenginliğinin ana kaynağını oluşturduğunu anlamamız gerekmektedir. Sanayi devrimini, tıptaki gelişmeleri, teknolojinin her eve soktuğu cep telefonları, televizyonlar, bilgisayar ve internet bağlantılarının dünyayı nasıl etkilediğini görmemiz gerekir.
Bugün sanal piyasalar nedeniyle ekonomik krizin pençesine düşen dünyada üretimin önemi bir kez daha anlaşılmıştır. Üretimin simgesi buluşlardır. Sanayide en büyük katma değeri yaratacak unsurların başında buluşların geldiği unutulmamalıdır. Doğal ve ekonomik kaynaklarını tüketen dünyada buluşların da bu ihtiyaçlara göre yönlendirilmesi ve teşvik edilmesini sağlayan ülkeler mutlaka ki öne çıkacaktır.
Bundan başka burada değinilmesi gereken diğer konu da hala giderilemeyen kanun boşluklarıdır. Türk Ceza Kanunu'nun 5. maddesinin 01 Ocak 2009 tarihinde yürürlüğe girmesi sonrasında patent, faydalı model ve endüstriyel tasarımlara ilişkin cezai hükümler ortadan kalkmış, bu konuda kanun boşluğu oluşmuştur. 01 Ocak 2009 tarihinden bu yana oluşan kanun boşluğu ve bu boşluğu dolduracak yeni bir yasal düzenlemenin de yapılmamış olması nedeniyle bugün patent, faydalı model ve tasarım haklarına tecavüz fiilleri suç değildir. Kaldı ki, bu boşluk 01 Ocak 2009 tarihinden önce açılmış yürüyen davaları da etkilemiş, sanıklar hakkında mahkemelerde 9000 civarında dosyada beraat kararları verilmeye başlanmıştır. Bugün ülkemizde marka haricinde kalan, sanayiye uygulanabilen fikri ürünler (sınai haklar) cezai koruma dışındadır. Markaların cezai koruması yönünden hukuki boşluk doldurulmuş ancak geride etkileri hala büyük oranda hissedilen sancılı bir süreç bırakmıştır. Açıklamalarımız doğrultusunda bu boşluğun diğer sınai haklar bakımından da Yasama organı tarafından daha fazla ihmal edilmeden ivedilikle doldurulması gerekmektedir. Bu konuda ülkemizin gelecekte uluslararası yaptırımlar ile karşılaşma olasılığı da bulunmaktadır.
Bu vesile ile ülkemizde gündemde yer alan diğer bir konudan da bahsetmek gerekir. O da fikir ve sanat eserleri bakımından hak sahiplerinin üye oldukları meslek birliklerinin birleştirilmesidir. Kültür Bakanlığı'nın Meslek Birlikleri ve Federasyonlarına yönelik tasarıda ele alınan aynı alanda faaliyet gösteren meslek birliklerinin birleştirilmesi projesini uygulamada birliğin sağlanması ve etkinliğin arttırılması bakımından çok olumlu bir adım olarak görmekte ve desteklemekteyiz. Dünya üzerinde sadece aynı alanda faaliyet gösteren meslek birliklerinin değil, çeşitli alanlarda faaliyet gösteren meslek birliklerinin birleşerek konfederasyonlar oluşturduğunu oldukça etkin faaliyetler gösterdiğini görmekteyiz. 2 milyon civarında üyesi olan Uluslararası Yazarlar ve Bestekarlar Topluluğu Konfederasyonu (CISAC) bu başarılı oluşumların biri olarak dikkat çekmektedir.
İşçisi, işvereni, bilim adamı, hukukçusu, siyasetçisi, kamu görevlisi ile fikri ve sınai hakların ülkemizde yeterince sahiplenilmesi, bunların bireysel ve toplumsal hazineler olduğunun anlaşılması dileğiyle, çevreci buluşların teşvikine adanan 26 Nisan Fikri Mülkiyet Gününüzü kutlarız.


