131. Yıl Etkinlikleri : Yeni Cmk Uygulamaları Ve Adil Yargılanma Hakkı
İstanbul Barosu’nun 131. Kuruluş Yıldönümü ve Avukatlar Günü etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen Çalıştay’da

İstanbul Barosu’nun 131. Kuruluş Yıldönümü ve Avukatlar Günü etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen Çalıştay’da “Yeni CMK Uygulamaları ve Adil Yargılanma Hakkı” konusu ele alındı.
Çalıştay, 01 Nisan 2009 Çarşamba günü saat 10.30 – 17.00 arasında Maltepe Üniversitesi Sahil Yerleşkesinde yapıldı.
Panelin açılışında konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın, temel yasalarımızdan olan yeni CMK yasasının 4 yılda beş kez değişikliğe uğradığını, CMK'nın öngördüğü pek çok kurum, yeterli yasal düzenlemeler ve alt yapı oluşturulmadan yürürlüğe sokulduğu için Adli kontrol, Denetimli Serbestlik, İstinaf, Tanık Koruma gibi düzenlemelere henüz tam olarak işlerlik kazandırılamadığını söyledi.
CMK ile adil yargılanma hakkına ilişkin önemli adımlar atıldığını, ancak bu hakkın özellikle soruşturma evresinde göz ardı edildiğini belirten Aydın, ödenek yokluğu gerekçesi ile zorunlu müdafilik alanının daraltıldığını, müdafilerin dosya içeriğini inceleyemediklerini, istisnaların genel kural haline getirildiğini bildirdi.
Özellikle tutuklamanın infaza dönüştürüldüğünü, tutuklamalara yapılan itirazların da genel geçer gerekçelerle reddedildiğini kaydeden Muammer Aydın, kişilerin en temel haklarının korunup kollanmasının göz ardı edildiğini, insan hakları ihlallerinin yaşandığını, bu ortamda avukatlara çok önemli görevler düştüğünü anlattı.
Yeni CMK’nın yürürlüğe girmesinden sonra pek çok konunun yönetmeliklerle düzenlenmeye çalışıldığını, ancak bu yönetmeliklerin çoğunun yasaya, hatta anayasaya aykırı hükümler taşıdığının altını çizen Aydın, şöyle dedi: “Barolar olarak, yasaya aykırı hükümler içeren yönetmelikler hakkında Danıştay'da dava açtık ve pek çoğunda yürütmenin durdurulması ve iptal kararları aldık. Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği, Uzlaştırmanın Uygulanmasına Dair Yönetmelik, Kalem Hizmetleri Yönetmeliği, İletişimin Denetlenmesi Yönetmeliği bunlardan bazıları olsa da maalesef, daha sonra yasaya aykırı bulunup iptal edilen yönetmelik hükümleri, yasa haline dönüştürülmüştür”.
Yapılan düzenlemelerle ve yasaya aykırı uygulamalarla CMK’nın genel gerekçesinden ve ruhundan uzaklaşıldığını ifade eden İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın, yapılması gerekenleri şöyle özetledi: Adil yargılanma hakkı hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. İddia ve savunma makamları arasındaki dengenin yani silahların eşitliği ilkesinin tesisi ile adil yargılanma hakkına işlerlik kazandırılabilir. Bu ilke doğrultusunda savunmaya gereken önem verilmeli. Mevzuatlar çıkartılırken veya değiştirilirken Barolardan görüş sorulmalı ve bildirilen görüşler dikkate alınmalı. Masumiyet karinesi sadece yasanın söyleminde kalmamalıdır. Kişilerin etkin bir şekilde adalete doğrudan veya avukatı kanalıyla erişiminin önündeki engeller tümüyle kaldırılmalı. Adalete gereken insan gücü, teknik imkânlar ve ödenekler ivedilikle sunulmalıdır. Ancak o zaman hukuk devleti çerçevesinde adil yargılanma sağlanmış ve adalet tesis edilmiş olacaktır”.
Başkanın açılış konuşmasından sonra Çalıştay’ın oturumlarına geçildi.
Oturumları yöneten Prof. Dr. Erdener Yurtcan, adil yargılanma hakkının ceza yargılamasında en temel hak olduğunu, bununu olmadığı bir sistemin düşünülemeyeceğini, hak arama özgürlüğü içinde yer alan bu hakkın sonunda Türk hukukuna da girdiğini bildirdi. Yurtcan, “Bu hakları yasalarımıza koymak yetmez, bunların hayata geçirilmesi gerek” dedi.
Çalıştay’ın birinci oturumunda “Gizli Tanık Dinlenmesi” konusu ele alındı.
Bu bölümün konuşmacısı İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Adem Sözüer, örgütlü suçların artmasıyla özel soruşturma yöntemlerine yönelindiğini, uluslararası düzenlemelere uygun olarak yapılması gereken düzenlemelerin henüz yeterli olmadığını, bu konuda ülkenin gerçeklerinin de dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Gizli tanık dinlenmesinin önceden de bulunduğunu ancak yeni CMK ile bunun yeniden güncelleştiğini belirten Sözüer, bu sistemin AB ülkelerinde bulunduğunu, bize de oradan geldiğini, ancak bu sistemin savunma hakkını kısıtlayıp kısıtlamadığının tartışıldığını, tanıklık yapan kişi için hayati tehlike söz konusu ise bunun karşılığı olarak kendisinin korunmasının doğal olduğunu bildirdi.
Gizli tanığa sorulacak sorulara ilişkin yasada bazı kısıtlamaların bulunduğunu dikkati çeken Sözüer, “Aslında gizli tanığa her türlü soru sorulmalı, sorulamıyorsa o tanıklık bizim ceza sistemimizin kabul ettiği tanıklık değildir. Delil değeri çok tartışmalıdır” dedi.
Konuya tartışmacı olarak katılan Av. Şeref Dede, henüz CMK’da belirtilen gizli tanık dinlenmesinin gerçekleşmediğini, ancak gizi tanık ifadelerinin medyada çarşaf çarşaf yayınlandığını söyledi. Dede, gizli tanık dinlenmesi konusunda CMK’de yere alan maddeler hakkında bilgi verdi.
İkinci oturumda “Teknik Takip ve İzleme” konusu ele alındı. Bu bölümün konuşmacısı olan İstanbul Kültür Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bahri Öztürk, teknik takip ve izlemenin CMK’nın 135. maddesi gereğince yapıldığını, hâkim kararıyla yapılan dinlemeyi kolluğun yürüttüğünü, bunu yanlış bulduğunu, bu kadar önemli bir işte kontrolün savcıda olması gerektiğini vurguladı.
Telefon dinlemelerinde berrak ve net olunması gerektiğini, başka şekilde delil elde edilemeyeceği zaman dinlemeye başvurulabileceğini belirten Öztürk, Yargıtay’ın bu konuda ilginç kararlar vermeye başladığını, bütün soruşturma ve kovuşturmalarda insanlık onurunun korunmasının büyük önem taşıdığını bildirdi.
Konuya tartışmacı olarak katılan İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Turgay Demirci, Ceza yargılamasında amacın maddi gerçeğe ulaşmak olduğunu, yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda savcının kolluğa egemen olması gerektiğini, böyle bir savcının soruşturmanın güvencesi olabileceğini söyledi.
Yapılan uygulamaların bir nevi “Hukukla Aldatmak” olduğunu öne süren Demirci, iletişimin dinlenmesi konusunda gelecekte AİHM’den “şamar” gibi kararların geleceğini, bunun hukuk devletine yakışmayacağını bildirdi. Demirci, “Hukuk devleti zarar görüyor, geçiş dönemi yaşama lüksümüz yok. Yargı piramidin en üstündedir. Yürütme ve yasama yargıya saygılı olmak zorundadır” dedi.
Üçüncü oturumda “Gözaltı ve Tutukluluk” konusu ele alındı. Bu bölümün konuşmacısı İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Ümit Kocasakal, usul kurallarının hafife alınmaması gerektiğini, usul ihlalleriyle hukuk devletinin “guguk devleti” haline gelebileceğini söyledi.
Silivri’de yürütülmekte olan bir davada karşılaşılan yakalama ve gözaltı yöntemlerinden “istisna”nın kural haline geldiğinin gözlemlendiğini belirten Kocasakal, ciddi kural ihlallerinin yapıldığını, önceden gözaltı kararı verilemeyeceğini, yakalanan kişi savcı tarafından bırakılmazsa kişinin gözaltına alınması gerektiğini bildirdi. Kocasakal,”Çağrıldığında ifade vermeye gelebilecek birinin gözaltına alınmasını yanlış buluyorum. Yakalanan bir kişiye ise cebir kullanılamaz. Bu konuda AİHM kararları bulunmaktadır” dedi.
Konuya tartışmacı olarak katkılan Av. Nuran Atahan, yakalama ve gözaltında özgürlüklerin kısıtlandığını, buradaki hak ihlallerinin adil yargılanma hakkına aykırı olduğunu, gözaltı ve tutuklamanın rutin hale geldiğini, delilden sanığa değil sanıktan delile gidilmeye çalışıldığını bunun da yasaya aykırı olduğunu söyledi.
Kolluğun savcının haberi olmadan şüpheliyi gözaltına aldığını, alınan ifade dosyasını savcının gerekçesiz tutuklama istemiyle mahkemeye gönderdiğini ve bu aşamalarda avukatın rolünün bulunmadığını kaydeden Atahan, dosyalarda sık sık ihlallerin görüldüğünü ve avukatların bu dosyaları doğru dürüst inceleyemediklerini bildirdi.
Dördüncü oturumda “Arama ve El Koyma” konusu ele alındı. Bu oturumun konuşmacısı Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Köksal Bayraktar, arama ve el koymanın işlendiği iddia edilen suçla orantılı ve ölçülü olması gerektiğini, bunun hâkim kararıyla yapılabileceğini, ancak yasadaki kurallara uyulmadığını söyledi.
Konuşmasında “makul şüphe”, “kuvvetli şüphe” kavramlarına açıklık getiren Bayraktar, arama ve el koymaların gecikmesinde sakınca bulunulan hallerde savcı tarafından da verilebileceğini, kolluğun ancak suçüstü hallerinde bunu yapabileceğini bildirdi. Bayraktar, konuşmasında CMK 128, 138 ve Basın Kanununun 25. maddeleri konusunda ayrıntılı bilgi verdi.
Konuya tartışmacı olarak katılan İstanbul Barosu Staj Eğitim Merkezi Yürütme Kurulu Başkanı Av. Vehbi Kahveci, bilgisayar aramalarında sonradan yüklenen bilgilerin uygulamada çok konuşulup tartışıldığını, bilgisayar aramasından sonra bir kopyanın bilgisayar sahibine verilmesi gerektiğini bildirdi.
Kahveci, Avukat bürolarının aranmasına ilişkin geniş bilgi verdi.


