İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

10-16 Mayıs Engelliler Haftası

10-16 Mayıs Engelliler Haftası

10-16 Mayıs Engelliler Haftası

Bilindiği gibi birleşmiş milletler 1992 yılında aldığı bir kararla 10-16 mayıs haftasını engelliler haftası olarak kabul etmiştir. Bu karar doğrultusunda üye 156 ülkede her yıl kararlaştırılan programlar çerçevesinde:

• 10 Mayıs Engelliler Haftasının açılışı
• 11 Mayıs Görmeyenler günü
• 12 Mayıs İşitme ve Konuşma Kusurluları günü
• 13 Mayıs Ortopedik Engelliler günü
• 14 Mayıs Zekâ ve Ruhsal Engelliler günü
• 15 Mayıs Güçsüz Yaşlılar ve Korunmaya Muhtaç Çocuklar günü
• 16 Mayıs Engelliler Haftasına genel bakış.

etkinlikler yapılmaktadır.

İnsanlığın ulaştığı modern hukuk düzeninde kabul edilen ve evrensel olarak tanınan insan haklarının kaynağını  yalnızca insan olması ve doğuştan gelen temel haklara sahip olduğu düşüncesi oluşturur. Devredilmez olan bu haklar, tüm insanlar için eşit olarak sağlanmalı, özgür ve onurlu yaşam hakkı korunmalıdır. Bu hakkın sağlanması ve korunup geliştirilmesi dezavantajlı gruplardan olan engelliler, güçsüz ve yaşlılar, korunmaya muhtaç çocuklar   için ayrı bir önem arz etmektedir.
    
Dünyanın bir çok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de engelli ve diğer dezavantajlı guruplar için gerek yasal gerek anayasal düzenlemeler yapılmış, bir çok uluslar arası sözleşmeye taraf olunarak bu sözleşmeler    iç hukuk normu haline getirilmiştir.

Genel anlamda, ortaya koyulan irade ve gösterilen çabaların azımsanmayacak düzeyde olduğu kabul edilmelidir. Ne var ki, son yıllarda dez avantajlı gruplarla ilgili çalışmalar ivme kaybetmiş, ve hatta geçmişe oranla bir geri gidiş gözlenmiştir.

Bugün engellilerin eğitim hakları yok denilecek düzeyde karşılanabilmekte, engelli bireyler gönderildikleri eğitim kurumlarında kendi kaderine terkedilmektedir. Özellikle özel eğitim sınıflarında eğitim adına utanılacak tablolar sözkonusudur. Bu kurumlarda eğitimciler engelliyi eğitecek bilgi ve beceriyi kazanacak donanıma ve eğitime sahip değildir. Araç gereç temini yok denilecek düzeydedir. Özel sınıfların mekan sorunları çözülememiştir. Rehabilitasyon ve özel eğitim kurumları adeta gecekondu tarzıyla ve devletten para almak amacıyla faaliyet göstermekte olup, ihtiyacı  karşılamaktan daha çok,  yeni sorunlara sebep teşkil etmektedirler.

İstihdam politikaları engellilerin iş sahibi olmasını sağlamaktan uzaktır. Gerçektende kamu sektöründe ve özel sektörde engelli kontenjanları doldurulamamıştır. Özel sektörde engelliler kağıt üzerinde istihdam edilmekte, diğerleri ise mesleki yetenekleriyle alakasız konumlarda çalıştırılmaktadır. İstihdam şartlarını karşılamayan işverenlere kesilen cezalar engellilerin istihdamı için etkin şekilde kullanılamamaktadır. İşkur tarafından yapılan faaliyetler sorunun çözümüne yeterli katkı sağlayamamaktadır.

Erişilebilirliğe dair standartların karşılanması bir yana, kamu başta olmak üzere sonradan yapılan kamuya açık çevre düzenlemeleri, yeni inşa edilen yapılarda dahi bu kurallara uyulmamakta, denetim görevi lafta kalmaktadır. Erişilebilirliğin denetimleri neticesi kesilen para cezaları erişilebilirliğin sağlanması faaliyetlerini etkin olarak desteklememektedir. Bu alanlarda atılan her adım, yapılan her faaliyet bir yerde ölü bir maliyete dönüşmekten kurtulamamakta, karmaşa bir türlü giderilememektedir. Nihayetinde tüm bu alanlarda tam bir keşmekeşlik hakimdir.

Devletin engelli bireylere yaptığı parasal yardımların engellilerin haklarının karşılandığı anlamına gelemeyeceği gözden uzak tutulmamalıdır. Yapılan düzenlemeler ve gösterilen çabaların sahaya yansımasının,  farkındalığın sağlanmasından geçtiği unutulmamalıdır. Bunun ise, gecekondu tarzı oluşumlarla değil, sağlıklı bir örgütlenme organizasyonuyla başarılacağı muhakkaktır.

Yaşlılarımızın en temel insan hakkı olan barınma, sağlık ve beslenme imkanları dahi sağlanamamaktadır. Adında "huzur" bulunan yaşlı bakım evleri adeta tecritli ölüm haneleri durumundadır. Yaşlı insanlarımız, varsa ekonomik avantajlarının veya çocuklarının insaf ve imkanlarına muhtaç halde yaşamaya çalışmakta, yoksa bir köşede çaresizlik içinde ölümü beklemektedir. Resmi bakım evleri, Evde bakım, evde sağlık gibi hizmetler bu insanların büyük bir çoğunluğuna ulaştırılamamaktadır. Bu insanların yaşam kalitesi yaşlarıyla birlikte sürekli düşmektedir.  Emekli maaşı veya 2022 sayılı kanun kapsamında verilen ödemelerle geçinmek zorunda bırakılan  yaşlı insanlarımızın bu gelirlerle hayatını idame ettirmesine imkan yoktur. Temel ihtiyaçlarının dahi karşılanamadığı bu insanlar için, diğer sosyal imkanlardan bahsetmenin yersiz olacağı açıktır.

Çocuklarımızla ilgili tablonun açıklanması değil bu satırlara, kitaplara dahi sığmayacak derecede korkunçtur. Anayasalar, yasalar, sözleşmeler, bildirgeler, siyasi söylemler, yaşanan çocuk hakkı ihlallerinin gölgesinde dahi kalamayacak derecede yok hükmünde kalmaktadır. Ülkemizde bir çocuğun daha kaç yaşında zorunlu eğitime başlayacağı, ne tür bir eğitim programına tabi olacağı, ve hatta nerede eğitim alabileceği dahi belirsizdir. Bir çocuğun alacağı eğitim kalitesi yaşı ve yetenekleriyle değil, ailesinin sosyo ekonomik durumu ve yaşadığı şehirle ilgili olmaktadır. Çocuklar ailelerinin iradesi hülafına nüspet ilim dışı eğitimlere mecbur edilmektedir. Bundan daha vahim olanı, tüm çocuklarımızın eğitim hakkından yararlandırılamıyor olmasıdır. Ülkemizin sokakları sahipsiz çocuklarla, işyerleri kaçak ve güvencesiz çalıştırılan  işçi çocuklarla, mezarlıkları iş cinayetine kurban edilen, sağlık hizmetlerine erişemediğinden veya yeterli sağlık hizmeti alamadığından ölen minik bedenlerle doludur. Erken yaşta zorla evlendirilen, cinsel istismar mağduru olan  çocuklarımızın korunup kollanması bir yana, bu sorunların üzerine düşürülen siyasetin ağır gölgesi altında gerçeklerle yüzleşilememekte, sorunlar yok sayılmaktadır.. Çocuk tutukluların yaşadıkları hak ihlalleri artarak devam etmektedir.Unutulmamalıdır ki,  dünyaya gelen her can bir cihandır ve ve korunup kollanmaya muhtaçtır.

Ülkemizin seçim sürecine girdiği bugünlerde esetle takip edilmektedir ki, dez avantajlı guruplara her seçim döneminde tekrarlanıp fakat bir türlü yerine getirilmeyen vaadler dahi çok görülmekte, tek vaadin, “sandığı önüne getirelimmi? Yoksa siz gelebilir misiniz?” olduğu gözlenmektedir.

Dez avantajlı grupların, anayasadan, yasalardan ve uluslar arası sözleşmelerden doğan haklarının karşılanması en başta devletin temel fonksiyonunun ve hatta varlık sebebinin bir gereği olmasının yanında, sosyal hukuk devleti olmasının, vatandaşlarının eşitliğini gözetmesi yükümlülüğünün, ve nihayetinde insan hakkına saygının da  bir gereğidir.

Sorun sosyo-ekonomik, politik ve kültürel alanda sağlanacak iyileşmeyle doğru orantılı olarak çözümlenebilir. Çözümün itici gücü Devlet erkinin iradesi, nitelikli örgütlenme ve farkındalığın sağlanmasıdır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
                        
İstanbul Barosu
Engelli Hakları Merkezi

Kategori:Haberler
10-16 Mayıs Engelliler Haftası | İstanbul Barosu