Giriş Tipini boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı Adını boş bıraktınız!

Şifrenizi boş bıraktınız!

Kapat

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı adını boş bıraktınız!

Kapat

Şifremi Unuttum işlemi tamamlandığında kayıtlı cep telefonu numaranıza Kullanıcı Adı ve Şifreniz gönderilir

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kapat
HABERLER
  • Son Güncelleme : 12.06.2018 13:27
  • Haber Giriş : 07.06.2018 12:07
  • Etkinlik : 05.06.2018

Lozan Batının Türklerle Hesaplaşmasıdır

İstanbul Barosu Cumhuriyet Araştırmaları Merkezince düzenlenen ‘Lozan, Türk Milletinin Ebedi Tapu Senedi’ konulu panel, 5 Haziran 2018 Salı günü saat 17.00’da Baromuz Merkez Bina Konferans Salonunda gerçekleştirildi.

Sunumunu Cumhuriyet Araştırmaları Merkezi Sekreteri Av. Ömeralp Pulatoğlu’nun yaptığı panelin açılışında konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu, Lozan Barış Anlaşmasının Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş belgesi olmasının çok ötesinde anlamlar taşıdığını söyledi.

Zaman zaman tarihsel süreç içersinde Lozan’ın ne anlama geldiğine yaşananlarla tanık olunduğunu belirten Durakoğlu, son kez bundan birkaç ay evvel müftülerin nikâh kıyması ile ilgili olayda Lozan’ı bir kez daha anımsadıklarını bildirdi.

Aslında Lozan’ı bilenler ve bunun anlamını kavrayanlar için müftülerin nikâh kıymasının başka bir anlamı bulunduğunu hatırlatan Mehmet Durakoğlu şöyle konuştu:

“O müzakereler sırasında yabancıların, özelikle kendi dinlerine mensup olanların herkesin dilediği gibi nikâh kıyması talepleri karşısında İsmet Paşanın ‘biz laik bir devlet olacağız, medeni kanunumuz ona göre düzenlenecek, dolayısıyla böyle bir şeye gerek yok’ dediğini müzakereler sırasında öğrenebiliyorduk aslında. Sadece bunu bilseydik ve ona verdiğimiz önemi ortaya çıkarabilmiş olsaydık seneler sonra bu tartışmaları yapmayacaktık. Bunları öğrenmeye, öğretmeye, anlamaya, anlatmaya hala ihtiyacımız var. Çünkü biliyoruz ki Lozan’ı başka türlü anlatmaya çalışanlar da var. Özellikle Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesi ile ilgili problemleri olanlar var. Etkin noktalarda bunları başka türlü anlatmaya çalışanlar da var. O zaman İstanbul Barosu orada devreye girmeli ve bunu bütün topluma anlatmalıdır. Bizim amacımız bu ve bunu yapmaya çalışıyoruz. Bunu yıllardır yapıyoruz ve yıllarca da yapmaya devam edeceğiz”.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu da Lozan’ı savunmak adına Türkiye Barolar Birliğinin yılmadan mücadele edeceğini, Lozan’ın Türkiye’nin tapusu olduğu bilinciyle mücadelenin son nefese kadar sürdürüleceğini, çünkü Türkiye Barolar Birliği’nin de tıpkı İstanbul Barosu gibi Lozan’ın ve Atatürk Cumhuriyetinin yılmaz savunucusu olduğunu bildirdi.

Panel oturumunu Cumhuriyet Araştırmaları Merkezi Üyesi Av. Vecihe Tunca yönetti. Tunca, oturumun konuk konuşmacılarını tanıtmak amacıyla onların özgeçmişlerini sundu.

Lozan Barış Anlaşmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası alanda bağımsız ve ulusal bir devlet olarak tanındığını belirten Tunca, “Bu yönüyle çok önemlidir Lozan. Türkler, Atatürk’ün önderliğinde hayatları pahasına sadece o günün güçlü devletlerine karşı değil, aynı zamanda kendi padişahına ve içerideki satılmış işbirlikçilerine karşı da mücadele etmiştir. Tarihimize ve geleceğimize sahip çıkmalıyız. Biz bunu yapmazsak birileri çıkar ve bir takım faaliyetlerde bulunmaya cesaret edebilirler” dedi.

Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sevtap Demirci, Lozan Anlaşmasının, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşuna giden yoldaki en önemli atlama taşı, en önemli adımlardan biri olduğunu söyledi.

Demirci, “Lozan Anlaşması, Birinci Dünya Savaşının yenik devletlerinin Osmanlı’ya dayattığı anlaşmanın dışına çıkılarak yeni devletin kurucularının o batılı devletlerle belli bir ortak noktada buluşarak, uzlaşarak, ama tartışarak, müzakere ederek ulaştıkları bir noktadır. Yani daha önceki kazananla kaybeden arasındaki birisinin diğerine dikte ettirdiği bir anlaşma değil. O nedenle her zaman anılarda taze tutulması gereken, devletlerin eşitliği ilkesine saygı üzerine kurulu bulunan bir anlaşmadır. O nedenle bizim için önemlidir” dedi.

Lozan’ı, ‘Batının Osmanlıyla ya da Türklerle tarihi hesaplaşması’ olarak niteleyen Demirci, Batı, bu hesaplaşmanın Birinci Dünya Savaşı sonu itibariyle noktalandığını, Şark Meselesi’nin halledildiğini ve sıranın Osmanlı topraklarının paylaşımına geldiğini düşündüğünü, ancak beklemedikleri bir şeyle karşı karşıya kaldıklarını bildirdi.

Türklerin, Mustafa Kemal’in arkasında kenetlenerek onun liderliğinde milli mücadele sergileyerek ve savaşı kazanarak, bu son noktanın üzerine biri çarpı atarak, ulus tarihinde yeni bir sayfa açarak Lozan’ı buraya oturttuklarını belirten Sevtap Demir, “Aslına bakarsanız, Şark Meselesine son noktayı batılılar değil Türkler Koydu. Bu bağlamda Lozan Türk tarihinde gerçek dönüm noktasıdır. Sevr haritası yerine Ankara hükümetinin Misak-ı milli projesi oturtuldu” dedi.

Prof. Dr. Demir, konuşmasının devam eden bölümlerinde Lozan müzakerelerine geniş yer ayırdı ve yaşanan tartışmalar ve çatışmalar hakkında ayrıntılı bilgi verdi.  

Türkiye Barolar Birliği Başkan Yardımcısı Av. Hüseyin Özbek,Türk Milleti’nin idam fermanı olan Sevr’i zorla kabul ettirmenin tetikçiliğinin Yunanistan’a verildiğini, Yunanistan’ın Küçük Asya Macerasının, ise Anadolu Bozkırlarında serapa dönüştüğünü, Atatürk’ün “ Katiller Sürüsü “ olarak tarif ettiği İstilacı Yunan Ordusu’nun ağır bozgunuyla savaşın sona erdiğini belirtti. 

Kasım 1922’de başlayan ve 24 Temmuz 1923’e kadar süren Lozan Barış Konferansı’nda, Atatürk’ün tabiriyle asırlık hesapların görüldüğün söyleyen Özbek, emperyalist bloğun, yarım kalan Sevr’in kendilerine sağladığı olağanüstü kazançları, Lozan’da kaybetmek istemediklerini, bu nedenle konferansın çok  zorlu geçtiğini anlattı.

24 Temmuz 1923’te taraf devletlerce imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile Türk Devletinin ekonomik, siyasi, hukuki bağımsızlığının tescil edilmiş olduğunu belirten Özbek, Lozan’ın kazanımlarının titizlikle savunulmasının ve sahip çıkılmasının bu gün için de önemini koruduğunun altını çizdi.

Hüseyin Özbek, “30 Ekim 1918 gömme izin kâğıdı ise, 10 Ağustos 1920 Sevr Anlaşması Osmanlının terekesinin yeni sahipleri arasındaki veraset ilamı ise, 24 Temmuz 1923 tarihi de direniş belgesidir. Biz bir mucizeyi gerçekleştirerek gömme izin belgesini yırttık, tabutu parçaladık ve ölmediğimizi dünyaya kanıtladık” dedi. 

Özbek, Lozan’a ‘hezimet’ diye çamur atanların, ‘savaşı keşke Yunan kazansaydı’ hezeyanında bulunanların, Lozan’ın onurundan zerrece nasiplenemeyecek kadar halisünasyonlar içinde Kuvay-ı Milliye’ye, Müdafaa-i Hukuka, Mustafa Kemal’e, Kurtuluş Savaşının şehitlerine ve gazilerine kin, hınç ve öfke dolu bir geleneğin bu temsilcilerinin başka türlü konuşması ve davranmasının beklenemeyeceğini bildirdi.

Lozan’ın güncellenemeyeceğini, çünkü güncel olduğunu ve güncel olanın güncellenmesinin mantıkla izahının mümkün olmadığını belirten Özbek, anlaşmaya imza atan öteki devletlerden ses çıkmazken, Türkiye’de Lozan’ın zaman zaman gündeme getirilmesini anlamanın zor olmadığını söyledi.   

Sunumlardan soru / cevap bölümüne geçildi. Panel sonunda Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ve İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu tarafından konuşmacılara ve panel yöneticisine Teşekkür Belgesi ve çiçek sunuldu.

 

YAZDIR
Yükleniyor...