Giriş Tipini boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı Adını boş bıraktınız!

Şifrenizi boş bıraktınız!

Kapat

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı adını boş bıraktınız!

Kapat

Şifremi Unuttum işlemi tamamlandığında kayıtlı cep telefonu numaranıza Kullanıcı Adı ve Şifreniz gönderilir

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kapat
HABERLER
  • Son Güncelleme : 13.03.2018 16:09
  • Haber Giriş : 07.03.2018 09:06
  • Etkinlik : 03.03.2018

2019 Dönemecini Bilinçle Aşabilecek İnançtayız

8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinlikleri kapsamında İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi, Kadın Araştırmaları Derneği ve İstanbul Kadın Kuruluşları Birliğinin ortaklaşa düzenledikleri ’94. Yılında 3 Devrim Yasası’ konulu toplantı, 3 Mart 2018 Cumartesi günü saat 14.00’da Baromuz Konferans Salonunda yapıldı.  

Sunumunu İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Av. Hale Akgün’ün yaptığı toplantının açılış konuşmasını yapan İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu, “Bu ülkenin aydınlarını, cumhuriyet değerlerine inananları ve Atatürkçüleri özellikle 2019’a kadar çok özel görevlerin beklediğini düşünüyorum. 2019’un Türk siyasal tarihinde, Türk hukuk tarihinde, kısaca Türkiye’nin tarihinde çok önemli bir dönemeç olduğu kanısındayım. Biz bu dönemeci bilinçle aşabilecek olan insanlarız, biz bu dönemecin aşılması gerektiğini kavrayan insanlarız” dedi.

Durakoğlu, Türkiye cumhuriyeti tarihinin önemli dönemeç noktalarını ne kadar unutturmaya çalışırlarsa çalışsınlar İstanbul Barosu olarak onları hatırlatmayı inatla sürdüreceklerini söyledi.

3 devrim yasasının kabul edilmesinin, o devrim yasalarının anlamının ötesinde kavranması gereken bir yapısı bulunduğunu vurgulayan Mehmet Durakoğlu, “Ben kişisel olarak Erzurum Kongresinin şu çok veciz bulduğum “Kuvay-ı Milliye’yi hamil iradeyi milliyeyi  hâkim kılacağız” sözünün Türkiye’yi getireceği nokta itibariyle yakın tarihimiz açısından çok önemli olduğunu düşünürüm. Henüz Kuvay-ı Milliye, Kuvay-ı Seyyare yokken, daha 1919’da irade-i milliyenin hâkim kılınmasından söz edilen bir kararlılığın çok doğru biçimde algılanması gerekiyor. Çünkü millet iradesi aslında demokrasinin kendisi demektir" dedi. 

Durakoğlu, bu ülke kansız ve kavgasız bir biçimde başka ülkelerdekinden farklı olarak çok partili demokrasiye geçtiyse, bunu başarabildiyse, bu başarıların arkasında demokrasinin alt yapısı olarak gelişmiş üç temel yasanın önemli rol oynadığını bildirdi.

Durakoğlu sözlerini şöyle tamamladı: “Bizim Aydınlanma Devrimi, Atatürk Devrimi dediğimiz şey, aslında önce cumhuriyetin, sonra da demokrasinin alt yapısını oluşturabilmiştir. Şimdi en çok bunu koruyabilmek, bunun mücadelesini yapabilmek konusundaki bilinç hepimiz açısından özel bir değer ifade ediyor”.

İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği Koordinatörü Av. Nazan Moroğlu, 1924 Anayasasının 87. Maddesi ile kadın erkek herkesin ilköğretimden geçme zorunluluğunu getirildiği, bunu öğretim birliği yasasının sağladığını ancak geldiğimiz noktada özellikle kadınlar açısından durumun çok ‘vahim’ olduğunu söyledi.

38 milyon kadının iki milyondan fazlasının hala okuma yazma bilmediğini, 24 milyon yurttaşın ancak ilkokulu bitirmiş göründüğünü, bunun da eğitimde doğru başlangıçtan ne kadar sapmalar olduğunun rakamlarla ifadesi olduğunu belirten Moroğlu,  “Özellikle kadınlar olarak mücadelemiz, laik bir cumhuriyette gerçek bir demokraside yaşayabilmek için kadın erkek eşitliği olmazsa olamazdır. Atatürk’ün, ‘kadınlarını geri bırakan milletler geri kalmaya mahkûmdur’ sözünü rehber edinmemiz gerekiyor. Geri kalmayı reddediyoruz” dedi. Moroğlu, Cumhuriyetin değerlerine inançlı ve onu geleceğe taşımakta kararlı kadınlar olarak erkeklerle birlikte ele ele verip mücadelenin sürdürüleceğini, 2019’un kırılma noktası olduğunu, karşı devrimi mutlaka bertaraf ederek Atatürk’ün aydınlık Türkiye’sine yeniden kavuşulacağına inandığını söyledi.

3 Mart 1924 tarihini şimdiki iktidarın ve yandaşlarının anımsamayı hiç istemediklerini, hatta takvimlerden kaldırmaya çalıştıklarını belirten Kadın Araştırmaları Derneği Başkanı Prof. Dr. Necla Arat, “Çünkü bu tarih Türkiye Cumhuriyeti Devletinin laikleştirilmesinin, yani ulus devletin kurulmasının yanı sıra eğitim ve öğretimde de laik eğitim biçiminin kazanılmasının sonucunu getiren dev bir adımdır” dedi

3 Mart 1924’ün Atatürk devriminin başlangıç tarihi olduğunu belirten Arat,  günümüzde iktidarı ele geçirmiş olanların Halifeliğin kaldırılmasının, tekkelerin ve zaviyelerin kapatılmasının, medrese eğitimi ve şeriye hukukunun tasfiye edilmesinin, Kuranın Türkçeye çevrilmesinin, harf devriminin, Medeni Kanunun kabulünün intikamını almak için şimdi bir irtica stratejisini koşar adım uygulamaya soktuklarını anlattı.

Necla Arat sözlerini şöyle tamamladı: “Mustafa Kemal daha 1920’li yıllarda tehlikeyi gördüğü için kendi deyişiyle ‘bu geri zihniyetin ve kara gücün karşısında’ bir an bile tereddüt etmeyecek kadar kararlı ve cesurdu. İşte bugün bizler de Türkiye Cumhuriyetinin laik yapısına ve kurumlarına aynı kararlılık ve cesaretle sahip çıkmak ve savunmak, bu yapıyı adım adım değiştirmeye çalışanların etki ve güçlerini yok etmek ödevi ile karşı karşıyayız”.

Açılış konuşmalarından sonra panele geçildi. Paneli İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi ve Kadın Hakları Merkezi Koordinatörü Av. Aydeniz Alisbah Tuskan yönetti. Tuskan, 9 Eylül Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esengül Balcı ve ekibinin 4 ay süren eğitimle ilgili bir saha çalışmasından söz etti.  Raporda yer alan bilgilere göre, devlete ait 4022 ilkokul kapatılmış, Türkiye’de 30 tarikat sinsilesi ve 400 kolu var. İstanbul’da 445 tekke faaliyetini açıkça sürdürüyor. 800 mecrada dini konularda faaliyet gösteren medrese gibi okullar var. Büyükşehirlerdeki medrese sayısı belli değil. Tarikat okullarındaki öğrenci sayısı 210 bin. 4 bin yurt var, bunun 2482’si tarikatlara bağlı ve gerisi Milli Eğitim Bakanlığına bağlı. Tuskan, “Demek ki devlet bu konuda görevini yapmamış, alanı tamamen tarikatlara bırakmış” dedi.

Türkiye’nin eğitim çıkmazını eski milletvekili Prof. Dr. Nur Serter detaylarıyla ele aldı. 3 Mart devrim yasalarının cumhuriyetin niteliğini belirleyen yasalar olduğunu söyleyen Serter, Osmanlı dönemindeki eğitim modeli üzerinde uzun uzun durdu ve sistemin tarikatların elinde bulunduğunu bildirdi. Serter şöyle konuştu: “Mustafa Kemal karmaşık bir eğitim sistemine son vererek eğitim sistemini Milli Eğitim Bakanlığına bağlamıştır. Millet şuurunu oluşturacak, düşünen, araştıran, sorgulayan, kılavuzu bilim olan Türk gençliği yetiştirmek için Öğretim Birliği Yasasını çıkarmıştır. Aydınlanmacı bir eğitim sisteminden duyulan rahatsızlıkla bugün film geriye sarılıyor. Bugün eğitim parçalandı. Bugün tırnak içinde ‘milli eğitim’ dediğimiz eğitimin önemli ayakları vakıf adı altında dinci kuruluşlar tarafından işgal edilmiş bulunuyor”. 

Emekli Amiral Araştırmacı Yazar Türker Ertürk, Hilafetin kaldırılması konusunu ele aldı. Hilafeti çağdaş olmayan bir ortaçağ kurumu olarak niteleyen Ertürk, Osmanlının tam bir din devleti, teokratik bir devlet olduğunu söyledi.  Osmanlıda var olan kölelik düzeninin cumhuriyette kaldırıldığını belirten Ertürk, Osmanlının Avrupa’da yaşanan gelişmelere sırtını döndüğünü, o gelişmelerden yararlanamadığını ve geri kaldığını bildirdi.

 3 Devrim Yasasına neden ihtiyaç duyulduğunu, dünyada yaşanan kadın erkek eşitliğini anlatan Ertürk, Kadının özellikle 18. Yüzyıldan sonra değer olmaya başladığını, akılcı ve bilimsel deneme dönemine geçtikten sonra artık mücadelelerde ve savaşlarda kadınla erkeğin eşitliğinin söz konusu olmaya başladığını hatırlattı. Türker Ertürk, Cumhuriyetin gerçekleştirdiği devrimlerin, aslında çağdaşlaşma ve kadın erkek eşitliği adımları olduğunu, ama ne yazık ki bugün ülkeyi yönetenlerin en üstten başlayarak kadın erkek eşitliğine düşman olduğunu ve kadını cinsel bir obje olarak gören bir anlayıştan ülkemize fayda gelmeyeceğini vurguladı.

Gazeteci Yazar Ayşe Sucu, Müslümanların düşünmeyi terk ettiklerini, devletin dinin adalet olması gerektiğini, laikliğin de İslamla örtüşen bir bakış açısı olduğunu söyledi.

Diyanet İşleri Başkanlığının kısa tarihçesini anlatan ve çalışmaları hakkında bilgi veren ve bu politikaların ne kadar kuruluş amacına uygun olduğunu irdeleyen Sucu, diyanetten beklentiler üzerinde de durdu. Ayşe Sucu özellikle şu hususları vurguladı: “Diyanet tarafından zaman zaman açıklanan ve adına genel olarak fetva denilen görüşlerin toplumu yönlendirmede, şekillendirmede ve yapılandırmada ne kadar etkin olduğu yadsınamaz. Bunu iyi bilen siyasi iktidarlar zaman zaman diyanete görüş açıklattırarak toplumu zapturapt altına almayı tercih etmişlerdir. Bunun en etkili yolu da camilerde verilen vaazlar ve okunan hutbelerdir. 28 Şubat sürecinde başlayan ve halen de devam ettirilen merkezi vaaz ve merkezi hutbe uygulamasıyla camiler, neredeyse kamuoyu baskı grupları oluşturulan propaganda merkezi haline getirilmişlerdir. Bu vaazlar, hutbeler ve fetvalar açıkça anayasamıza aykırıdır.”

94. yılını kutladığımız 3 Devrim Yasasının bugün bir karşı devrimle karşı karşıya kaldığının altını çizen Gazeteci Yazar Mustafa Mutlu,  “Bu karşı devrime ‘dur’ diyebilmek için on temel kurumumuz var. Bunlar, Cumhurbaşkanı, Hükümet, TBMM, Yargı, Sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler, kolluk güçleri, medya, üniversiteler ve halk” dedi.

Mustafa Mutlu, bu on kurumu teker teker ele aldı ve baştan itibaren dokuz kurumun neden karşı devrime karşı çıkamayacağını örnekleriyle anlattı. Mutlu, karşı devrime ancak halk gücünün karşı çıkabileceğini ve ülkeyi yeniden 1923 ruhuna kavuşturabileceğine vurgu yaptı.

Toplantı sonunda İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu panelistlere birer Teşekkür Belgesi verdi.

 

 

YAZDIR
Yükleniyor...