Giriş Tipini boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı Adını boş bıraktınız!

Şifrenizi boş bıraktınız!

Kapat

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı adını boş bıraktınız!

Kapat

Şifremi Unuttum işlemi tamamlandığında kayıtlı cep telefonu numaranıza Kullanıcı Adı ve Şifreniz gönderilir

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kapat
HABERLER
  • Son Güncelleme : 13.11.2017 09:05
  • Haber Giriş : 13.11.2017 12:18
  • Etkinlik : 08.11.2017

Kentlerimiz ve Güvenlik

İstanbul Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonunca 41. Dünya Şehircilik Günü nedeniyle düzenlenen ‘Kentlerimiz ve Güvenlik’ konulu panel, 8 Kasım 2017 Çarşamba günü saat 14.00’da Baro Kültür Merkezi Konferans Salonunda yapıldı.

Panelin açılış konuşmasını yapan İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu, çevre konusunun insan yaşamını biçimlendiren çok önemli bir olgu olduğunu,  zaman içinde gelişmiş toplumların siyasetlerini bu çerçeve içinde yoğunlaştırdıklarında bir siyasal parti ağırlığına erişebildiklerini ve bu tür partilerin özellikle batı dünyasında ne kadar etkin olduklarına tanık olunduğunu söyledi.

Yerel yönetimlerin çevre bağlamında geliştirdikleri siyasetlerin son derece önemli olduğunu belirten Durakoğlu, bu açıdan bakıldığında özellikle İstanbul’da yaşananların son derece önemli bir deneyim oluşturduğunu bildirdi. Durakoğlu şöyle devam etti: “Aradan 20 yıl geçtikten sonra bu ülkenin cumhurbaşkanı bu kente ihanet ettiklerini, kendisinin de bundan sorumlu olduğunu söyledi. Böyle bir itiraf noktasına kendisini taşıyacak olan uygulamaların mimarları olduklarını düşünürsek, geldiğimiz nokta itibariyle nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzu da bilmemiz gerekiyor”.

İstanbul Barosu açısından, hukuk açısından işlenen çevresel cinayetlerin sıkı takipçisi olduklarını belirten Mehmet Durakoğlu, “Biz özellikle çok uzun süreden bu yana özellikle Çevre ve Kent hukuku Komisyonumuzun çalışmalarıyla pek çok müdahaleyi yapmaya çalıştık. Komisyonumuza gösterdikleri örnek çalışmadan dolayı teşekkür ediyorum. İğneada cinayetinden tutun da diğer çevre cinayetlerine varıncaya kadar müdahaleci olmaya, bu cinayetleri yargıya taşımaya çalıştık, çalışmaya ve tarihe not düşmeye de devam edeceğiz” dedi.

Oturumu yöneten Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu Başkanı Av. Alev Seher Tuna, bu yıl 8 Kasım’da kutlaması yapılan 41. Dünya Şehircilik Günü’nün bir ‘Kutlama Günü’nden çok ‘düşünme ve sorgulama günü’ olarak kabul edilmesi gerektiğini söyledi.

Konuşmasında, Dünya Şehircilik Günü ve Avrupa Kenti Halklar Deklarasyonu’ hakkında bilgi veren Tuna, komisyon olarak bu deklarasyonda yer alan 20 kentli haklarından ‘kirletilmiş sağlıklı çevre’, ‘konut’, ‘ulaşım’, ‘sağlık’, ‘kaliteli mimari ve tarihi eserler’, ‘doğal zenginlikler’, ‘katılım ilkeleri’ konularında çalışmalar yaptıklarını bu panelde ise ‘güvenlik’ konusunun ele alınacağını bildirdi.

Tarih boyunca kentlerde güvenliğin büyük önem kazandığını, yüzyılımızda da artan terör olayları ile birlikte güvenliğin daha da önem kazandığını belirten Alev Tuna, artık kentleri tehditler ve fırsatların şekillendirdiğini, güvenlik olmadan özgürlük, özgürlük olmadan da barışın olmayacağının ortaya çıktığını anlattı. 

Kentlerde güvenlik sorunlarının temel nedenleri arasında aşırı kırsal göç, nüfus artışı, hızlı kentleşme, yoksulluk, denetim yetersizliği ve alt yapı eksikliğini sayan Tuna, kent bölgelerinin yapılanmasında ve kentler arası rekabette söz sahibi olmasında güvenliğin küresel tehdit ve risklerin atmasıyla en önemli araç olarak ortaya çıktığını sözlerine ekledi.

Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, çok başlılık ve yetkililik sisteminin yerel yönetimlerin elini kolunu bağladığını ve yerel yönetimlerin bu sıkıştırılmışlık içersinde görevlerini yapmaya çalıştığını söyledi.

Kırsaldaki insan nüfusunun çok azaldığını, kırsal kesim insanın uygulanan politikalar yüzünden kente aktığını ama bu kez kentlerin kent olmaktan çıktığını belirten İmamoğlu, “Kentleşme ne zaman gerçekleşebilir, belli değil. 1980’lerin başında nüfusun %55’i kırsalda yaşıyorken bugün TÜİK verilerine göre, sadece %15’i kırsalda yaşıyor. Bu bir travmadır.  Kentler kentleşemedi, kentte yaşayanlarda da aidiyet duygusu yok. Kent güvenliği açısından aidiyet duygusunun çok önemli bir yeri var” dedi.

Kent güvenliği açısından Beylikdüzü’nde yapılan çalışmaları anlatan İmamoğlu, apartman görevlileri için kurslar düzenlediklerini, sertifika programları hazırladıklarını ve ‘kapıcı’ olarak bilinen apartman görevlilerini sertifikalı apartman teknisyeni olarak eğittiklerini söyledi.

İnsandan kaynaklı risklerin zaman içinde hızla arttığını, bu nedenle güvenli kentleri yaratmanın en önemli aracı olan insana yatırım yapmak gerektiğinin altını çizen Ekrem İmamoğlu şöyle konuştu: “Beylikdüzü’nde bir yaşam vadisi inşa ediyoruz. Yaşam vadisi, açık, insani ve özgür bir ortam olacak. Kadın, erkek herkes güvenli bir şekilde bu yaşam vadisinden yararlanacak. Biz herkesin eşit olarak yararlanabildiği güvenli ortamlar yaratmakla görevliyiz. Kent güvenliği açısından bu tür ortamlara ihtiyaç var. Yaşam vadisinin yanı sıra Zübeyde Ana Sosyal Yaşam Merkezini de yarattık”.

Marmara Üniversitesi Kent Sorunları ve Yerel Yönetimler Araştırma Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Yasemin Çakırer Özservet, kent olgusunu sosyolojik bir perspektiften ele aldı. Kentlerin günümüzde farklı farklı yaşamların olduğu parçacıl mekânlardan oluştuğunu, bu mekânlara çok çeşitli kültürler yansıdığını, bugün bunlara teknolojik olanaklarla moderne insanın hırsının da yansıdığını belirten Özservet, “Kentsel dönüşümde hep yöneticiler eleştirilir, ama bu konuda hiç birimiz masum değiliz. Kentsel dönüşümü çocuk üzerinden eleştiriyorum. Çocuklara bu konuda resimler yaptırıyorum ve çocuk dünyasında çok ciddi bir yıpranmanın ve çocuğun hayal kurma gücünün yitirildiğini ve tehlike sinyallerinin çaldığını da söylemek istiyorum” dedi.

Kentlerin bugün güvenlik zafiyeti içersinde bulunduğunu, bunun çok çeşitli nedenleri olduğunu hatırlatan Özservet,  ekonomik ve toplumsal yapının bir aynası olan kentte, yaşayanların da pek sağlıklı olmadığının söylenebileceğini, kentte sosyal hayatın zayıflamasının bir takım riskler getirdiğini kaydetti. Özservet, kırsal alandaki komşuluk ilişkisi ve gücünü kentte aynı oranda yakalamanın mümkün olmadığını, ilişkilerdeki azalma ve kırılmaların kentteki sosyal yaşamı olumsuz etkilediğini sözlerine ekledi.

İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi Başkanı Av. Ayşegül Tansen, özgürlüklerle ilgili güvenliği içselleştiremediğimiz sürece sistemi sağlam bir temele oturtmanın imkânsız olduğunu söyledi.

 Bugün İstanbul’da uygulanmakta olan kentsel dönüşüm, siyasi iradenin baskıcı olduğu, yani ters güvenlik anlayışıyla kentlerin ve bireyin baskı altında tutulduğunu belirten Tansen, “Bu duruma karşı mücadeleci demokrasi anlayışıyla direnebiliriz. Bu durum sadece kentsel dönüşümde değil, göçte de şehircilikte de aynı. Baskıcı bir sistem uygulayarak, insanları savaşamaz hale getirmek istiyorlar” dedi. 

Güvenlik tehditlerine gelince, can güvenliğimizi sorgular haldeyiz” diyen Tansen, özetle şunları söyledi: “Çünkü toplumda ötekileştirme yaşanıyor ve toplumsal çatışma ortamından bahsediyoruz. Bireyler özgürleştirilmediği sürece tek başına asayişi, tek başına emniyeti sağlamak mümkün değil. Kişi özgürlüğü ve kişi güvenliği doğuştan sahip olduğumuz haklardır. Yumuşak güvenlikle birlikte temel hak ve özgürlüklerin güvencesi sağlanamazsa doğuştan gelen hak ve özgürlükler de güvenceye kavuşturulamaz. Yumuşak güvenliğin gerekleri yerine getirilmediği zaman toplumda çatışmaların kaçınılmaz olduğunu söylemek mümkündür”.

Sunumların tamamlanmasından sonra soru cevap bölümüne geçildi.   

 

YAZDIR
Yükleniyor...