Giriş Tipini boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı Adını boş bıraktınız!

Şifrenizi boş bıraktınız!

Kapat

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı adını boş bıraktınız!

Kapat

Şifremi Unuttum işlemi tamamlandığında kayıtlı cep telefonu numaranıza Kullanıcı Adı ve Şifreniz gönderilir

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kapat
HABERLER
  • Son Güncelleme : 29.10.2017 07:12
  • Haber Giriş : 25.10.2017 10:05
  • Etkinlik : 21.10.2017

Baro Meclisi 43. Olağan Genel Kurulu Toplandı

İstanbul Barosu Baro Meclisi 43. Olağan Genel Kurul Toplantısı, 21 Ekim 2017 Cumartesi günü saat 13.00’da Baro Kültür Merkezi Konferans Salonunda yapıldı.

Baro Meclisi Divan Başkanı Av. Füsun Dikmenli yeterli çoğunluğun sağlandığını belirterek Meclis Genel Kurulunu açtı. Gündem gereği Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı şehitlerimiz ve yitirdiğimiz meslektaşlarımız için Genel Kurul’u saygı duruşu ve İstiklal Marşına davet etti.

Gündemin ikinci maddesine geçildi. Divan Başkanı Dikmenli, uygulanacak gündem hakkında bilgi verdi. Dikmenli, Baro Meclisi Yönergesinde değişiklik için çalışmalar yapıldığını anlattı. Dikmenli daha sonra sunumun yapmak üzere İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu’nu sunumunu yapmak üzere kürsüye davet etti. Durakoğlu, bir saat süren konuşmasında ülke sorunları hakkında tespitlerde bulundu ve baro çalışmaları hakkında bilgi sundu.

Türkiye’nin kendi siyasal tarihinin en önemli dönemecinde bulunduğunu belirten Durakoğlu, özellikle yakın siyasal tarihimizi irdeleyenlerin çok önemli siyasal olaylarla karşılaşabileceklerini, ancak o siyasal olayların hemen hemen hiç birisinin Türkiye’nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olma özelliğinin bu denli tahrip edildiği, tenkit edildiği bir döneme rastlamalarının mümkün olmadığını bildirdi.

Anayasamızda belirlenen bu ilkelerin ifade ettiği anlamların içi teker teker boşaltılırken, teker teker tehdit edilirken her şey hukuk perspektifi üzerinden gerçekleştirilmeye çalışıldığını hatırlatan Mehmet Durakoğlu, bunun bir tesadüf olmadığını, 2002 yılındaki iktidar değişikliği ile yeni bir dönemin başladığına tanık olunduğunu ve bu ülkenin liberallerinin de bu düzlemde maalesef onlarla beraber olduklarını söyledi.

Konuşmasında 2002-2010 döneminin kısa bir özetini yapan Durakoğlu, bu süreçte özellikle AB çerçevesi içersinde çıkarılan yasalarla ardından da milat olarak kabul edilmesi gereken 2010 yılında yapılan Anayasa Referandumuyla Türkiye’nin çehresinin çok değiştiğini bildirdi. Durakoğlu şöyle devam etti: “Onların vesayet dedikleri gerçekliğin ortadan kalkması bir siyaset projesinin sonucu değildir. Öyle bile olsa, iktidar oldukları için razı olmamız söz konusu olabilirdi. Türkiye’de vesayetin kaldırılmasına ilişkin olgu tümüyle gayri ahlaki, gayri kanuni ve kabul edilemez bir algı içersinde gerçekleştirildi. Ergenekon ve Balyoz davalarıyla sağlandı. 2010 referandumunun bizi getirdiği nokta Türkiye’de böylesine bir büyük değişikliğin ortaya çıkmasına neden oldu. Bu bir toplum dönüştürme projesiydi ve bu proje 2010’da yürürlüğe sokuldu”.

Türkiye’nin bugün demokratik bir devlet olmadığına vurgu yapan İstanbul Barosu Başkanı,  “Türkiye’nin bu niteliğini kaybediyor olması, basit bir biçimde karşılaşılan darbe sonucu ilan edilen OHAL nedeniyle değildir. Karşı karşıya kaldığımız darbe girişiminin etkisinin ortadan kaldırılması bakımından çok ciddi bir biçimde açılıma gerek olduğu konusunda bir sıkıntımız yok. Biz İstanbul Barosu olarak o gün karşı karşıya kaldığımız darbe girişiminin gecesinde bile daha kimin yaptığı, darbenin başarılı olup olmayacağı belli olmadan demokrasiyi savunan tek bir kurumsal kimlik olarak görüşümüzü ortaya koyduk. Bugün FETÖ ile mücadelede en küçük bir kaygı içersinde değiliz. Ama olağanüstü hal ilan edilmesinin OHAL koşullarından kopmuş olması ve muhalefetin sindirilmesine yönelik bir tavra dönüşmüş olmasında demokrasimizin çok ciddi bir biçimde zara gördüğünü görmemiz gerekiyor” dedi.

Türkiye’nin bu aşamaya gelmesinin köşe taşlarından birinin Anayasa Mahkemesinin OHAL kararnamelerini incelememe kararı olduğunun altını çizen Durakoğlu şöyle konuştu: “ Anayasa Mahkemesi rejimin güvencesi olmayı reddetmiştir. Bu karadan sonra hükümet elini kolunu bağlayan bütün zincirlerden kurtulmuş ve kendini bağımsız hissetmek suretiyle kendisini her şeyi yapabilir kudrette görmeye başlamıştır. OHAL kararnameleriyle FETÖ mücadelesiyle ilgisi olmayan 100 kadar konuda düzenleme yapılmıştır”.

Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurularla ilgili kararlarına bakıldığında ve Venedik Komisyonu önerisiyle kurulan OHAL İnceleme Komisyonunun kurulması aşamasının adalete erişimi de ortadan kaldırdığına işaret eden Durakoğlu, Türkiye’nin laik devlet olmaktan da çıktığını, eğitim sistemindeki değişikliklerle, müftülere nikâh kıyma yetkisinin getirdiği değişikliklerin, toplumu dönüştürme projesinin bir başka parçası olarak ortaya çıktığını bildirdi.

Bütün bunların Türkiye’de çifte hukuku zaman içersinde hayata geçirmek için çalışmaların sürdürüldüğünü gösterdiğini belirten Mehmet Durakoğlu,  Danıştay Başkanının söylemini, Yargıtay Başkanının konumunu, Anayasa Mahkemesinin kararını böyle anlamak gerektiğini vurguladı.

Yargı kuşatılmış durumda olduğunu ve yeni bir vesayet ortaya çıktığını belirten Durakoğlu, “Bu vesayet de yukarıdaki tek adamla ilgilidir. O tek adamın, yargı, yürütme ve yasama üzerindeki baskısı da somutlanmıştır. Ülkenin gelişme süreci öyle gözüküyor ki, seçimler 2019 yılında yapılırsa, bugün yapılanlar o seçimlerden sonrasının provasıdır” dedi. 

Arabuluculuk sisteminin zorunlu hale getirilmesi konusunu eleştiren Durakoğlu, konu ortaya atıldığında ‘kırmızı kart’ protestosuyla dile getirdikleri olumsuzlukların teker teker gerçekleşmeye başladığını, arabuluculuk sisteminin zorunlu hale getirilmesinin anayasaya aykırı olduğunu belirtti.

“Bugün bir KHK ile alınamayacak hiçbir karar yoktur. KHK ile alınan bir karara karşı hangi mekanizmaya itiraz edebileceğinize ilişkin hiçbir belirginlik yoktur” diyen İstanbul Barosu Başkanı Durakoğlu, “Bu duruma Anayasa Mahkemesi getirmiştir. Yargının kuşatılmasına ilişkin projenin ancak savunmanın bir biçimiyle de olsa etkisizleştirmekle olabileceğini görmüşlerdir. İzlediğimiz davalarda, özellikle Cumhuriyet Gazetesi davasında bunu çok açık bir biçimde görebiliyoruz. Cumhuriyet ve Sözcü davaları basın özgürlüğüne karşı açılmış davalardır. Basın özgürlüğü darp edilmiştir” tespitinde bulundu.

Durakoğlu, konuşmasının son bölümünde Kuzey Irak’ta yapılan referandum, 100 bin imzayla yapılacak cumhurbaşkanlığı adaylığı, avukt istihdamı için 32.500 anonim şirkete yazılan yazı, HMK’da yapılacak değişiklikler ve baronun bu konuda yaptığı çalışmalar ve yeni yapılan baro binacıyla ilgili tespit, görüş ve beklentilerini anlattı.

Gündemin üçüncü maddesiyle 16 Nisan 2017 referandumu sonrasında İstanbul Barosu’nun bu konudaki stratejisinin görüşülmesine geçildi. Başkan Dikmenli, görüş belirtmek isteyenlere teker teker söz verdi:

 

Av. Kemal Aytaç:

2019’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi için mevcut cumhurbaşkanının karşısına doğru bir aday belirlenmeli ve yenidene parlamenter sisteme dönüş çabalarına destek olmalı ve bu çalışmalara hız vermeliyiz. İstanbul Barosu, çok güçlü bir hukuk kurumudur. 40 bine yakın üyesi vardır. Yapılacak etkinliklerde bu gücün tam yansıdığını göremiyoruz. Katılımı artırmamız lazım. Bir arda olmamız lazım. Bu siyasal iktidardan kurtulmamız lazım.

Av. Aydeniz Alisbah Tuskan:

Kadınlara eşit haklar sağlayan bir devrim yasası olan Medeni Kanun anayasaya da uluslararası sözleşmelere de aykırı olarak bir kişinin iradesiyle hemen değiştiriliyor. Biz kadın kuruluşlarını harekete geçirerek bu konuyu toplumun gündeminde tutmaya çalışıyoruz. Medeni Kanunla kazanılan haklar geriye doğru gitmektedir. Buna engel olmaya çalışacağız. Nüfus yasasında yapılan değişiklik konusunda büyük kampanyalar düzenledik ve tepkimizi gerektiği ölçüde gösterdik. Zorunlu arabuluculuğu çok sakıncalı buluyoruz. Anayasaya açıkça aykırı olan bu yasanın iptali için var gücümüzle çalışacağız. Mücadeleye devam.

Av. Gürsel Devrim İyim:

Hızla toplum olmaktan uzaklaşıyoruz. Çünkü artık ortak kültürümüz kalmıyor. Laik cumhuriyetin düşmanları yalnızca siyasetçiler değildir. Halk indinde her zaman laik cumhuriyet düşmanlığı vardır. Eskiden takiye yaparlardı, şimdi buna ihtiyaç duymuyorlar. Her şeyi açıktan ve aleni yapıyorlar. Laik cumhuriyetin düşmanları bu potansiyeli bilinçli bir şekilde işleyerek ve büyüterek bu noktaya kadar geldiler. Bu öyle bir nokta ki, varlık ya da yokluk sorunuyla karşı karşıyayız. Burada onurumuzu koruma durumuyla da yüz yüze geliyoruz. Onurumuzu mutlaka korumalıyız ve bunun için ciddi bir mücadele vermeliyiz.

Av. Berra Besler:

Konuşmalarda yapılan tespitleri artık hepimiz biliyoruz. Artık eyleme geçmenin zamanıdır. Baro yönetimi artık eylem planı düzenlemelidir. Bizlerin yapabileceği eylem planı, hukukun üstünlüğü çerçevesinde ve bizi bir araya getiren ortak değerleri koruma amaçlı eylemlerdir. Bunun dışına çıkmayız. Çıkartılmak istenirse de çıkmayız, çünkü biz avukatız. Hak arama özgürlüğünün temsilcileriyiz. Artık aramızdaki görüş farklılıklarını bir tarafa bırakıp, cumhuriyet için, laik demokratik sosyal bir devlet için, hukuk devleti için, basın özgürlüğü için var gücümüzle mücadele etmeliyiz.

Av. Burhan Öğütçü:

Yapılan konuşmalardaki tespitlerden içim karardı. Bu nedenle söz almak durumunda kaldım. Tarık Akan ’Son Atatürkçü ölmeden bu iş bitmez” demişti. Ben ölmedim, biz ölmedik bu iş bitmez. Bu kadar karamsar olmaya gerek yok. Gidişat hakkında durum tespitleri yapalım, ama bu tespitlere göre neler yapacağımızı da konuşalım.

Av. Kerem Donat:

Gençlerin ve kadınların katılmadığı bir ortamda eylem yapmak ve bir sonuca ulaşmak pek mümkün değil. O zaman da genç avukatların ekonomik sorunları göz önüne alındığı zaman bu tür eylemlere katılabileceklerine pek inanmıyorum. O nedenle bir genç avukatlar platformu oluşturarak burada hazırlanacak bir raporun baro yönetimine ulaştırılarak sorunların çözüleceğine inanıyorum.

Av. Zeki Diren:

Baro Meclisi Yönergesinin yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Mevcut yönergeyle çalışmalara katılım ve verimi artıramıyoruz. 121 delegemiz var, baronun organları var, ancak bunların yarısı bile meclis toplantılarına katılmıyor. Yönergede katılmayanlar için bir müeyyide yok. Katılmamanın müeyyidesini koyarsak, meclisin daha verimli çalışmasını sağlayabiliriz.

Dilekler bölümünde söz alan çıkmadığı ve gündem tamamlandığı için Başkan Av. Füsun Dikmenli Baro Meclisinin 43. Olağan Genel Kurulunu kapattı.

 

 

YAZDIR
Yükleniyor...