Giriş Tipini boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı Adını boş bıraktınız!

Şifrenizi boş bıraktınız!

Kapat

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı adını boş bıraktınız!

Kapat

Şifremi Unuttum işlemi tamamlandığında kayıtlı cep telefonu numaranıza Kullanıcı Adı ve Şifreniz gönderilir

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kapat
HABERLER
  • Son Güncelleme : 29.06.2017 16:36
  • Haber Giriş : 28.06.2017 13:43
  • Etkinlik : 21.06.2017

16 Nisan Referandumu Meşru Değildir

İstanbul Anayasa Platformunca düzenlenen panel, 21 Haziran 2017 Çarşamba günü saat 14.00’da İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka Sosyal Tesislerinde yapıldı.

Açılışta konuşan ve paneli yöneten İstanbul Anayasa Platformu Dönem Sözcüsü Av. Nazan Moroğlu, 2000’li yıllarda toplumun önüne konulan çeşitli anayasa değişiklikleri ile ilgili gelişmeler hakkında bilgi verdi.

15 Temmuz sonrası getirilen OHAL rejimi başladığında arka arkaya çıkarılan KHK’lar ve bu kararnamelerden kaynaklanan yönetmelik değişikliklerine değinen Moroğlu, Milli Eğitim Bakanlığının gerçekleştirdiği yönetmelik değişikliği ile eğitim sisteminin altüst olduğunu söyledi. Moroğlu, OHAL bahanesiyle Milli Eğitim Bakanlığının yaptığı yönetmelik değişikliğinde, Atatürk ilke ve devrimleri ile ulusal günlerin yönetmelikten çıkarıldığını ve bu tür sosyal etkinlikleri düzenleme görevinin okullarla birlikte sivil toplum kuruluşlarına verildiğini bildirdi. Moroğlu, “Yönetmelik değişikliği ile Ensar Vakfı ve benzeri kuruluşların artık okulların içinde görev yapacakları anlaşılıyor” dedi.

Panelde konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu, son 15 yıllık zaman diliminde değişimi aşan bir toplumsal dönüşümle toplumun dönüştürülmeye çalışıldığını söyledi. Durakoğlu, “Bu toplumdaki dönüşüm de 2002’den bu yana yaşadığımız 15 yıllık bir evreyi geriye doğru sararak değerlendirirseniz adım adım gerçekleşmiş gibi de görülüyor. Nihai noktaya gelmemiş olsa bile önemli bir aşamanın kaydedildiğini görüyoruz” dedi.

Parlamentonun çoğunluğunu oluşturan siyasi partinin demokrasi ile cumhuriyetin kurucu değerleriyle, özellikle laiklikle ilgili çok ciddi sorunlarının bulunduğunu belirten Mehmet Durakoğlu,  bu sorunlar temelinde, bir toplum dönüşümünden söz edilirse, gerçek anlamda çağdaş bir dönüşüm olmadığını da kabul etmek gerektiğini bildirdi.

Bu siyasal iktidarın siyasi stratejilerini hukuk eliyle gerçekleştirdiğini, yargının siyaset stratejilerinin bir parçası olmaya dönüştüğünü, dünyada bunun kadar tehlikeli bir başka şeyin düşünülemeyeceğini vurgulayan Durakoğlu,  “Bir siyaset projesi ortaya koyamadıkları için, kendilerince ‘vesayet’ denilen şeyi ortadan kaldırmayı başaramadıkları için bunu kumpas yoluyla kaldırmayı düşündüler ve orada da yargıyı kullandılar. Bir vesayeti ortadan kaldırırlarken onun da ötesinde kendi vesayetlerini de ortaya koyan bir tabloyla karşılaştık” dedi.

15 Temmuz olayı ile ilgili siyasal iktidarın ciddi bir değerlendirme yapmadığını hatırlatan Durakoğlu şöyle devam etti: “ Bürokrasideki örgütlenmeleri doğrudan doğruya cemaatler eliyle yapmayı düşünen, liyakat sistemine sırt çeviren, kendi kadrosundaki eksikleri cemaatlerden tamamlamaya çalışan bir anlayışın kendisini olsa olsa yalnız 15 Temmuzlara götürebileceğini görmeliydi. Bence 15 Temmuz AKP’nin siyasal İslam teorisinin çöktüğü gündür. Çünkü o gün ‘alnı secdeye değmiş’ olanlardan darbe gördüler. Bu olay laiklik kavramının yeniden değerlendirmelerini gerektiriyordu ama onu da yapmadılar”.

15 Temmuz’dan sonra OHAL-KHK rejimi uygulandığını, bu yeni rejimin demokrasinin alternatifi olmaya dönüştüğünü, 16 Mart referandumu ise bu rejimin anayasal meşruiyeti imiş gibi gösterilmeye çalışıldığının altını çizen Mehmet Durakoğlu, oysa 16 Nisan referandumunun meşru olmadığını ve bunu her platformda dile getirmek gerektiğini vurguladı.

Durakoğlu, artık bıçağın kemiğe dayandığı bir noktaya gelindiğini, sivil itaatsizliği artık konuşmak gerektiğini, anayasanın başlangıç kısmında yer alan ‘Direnme Hakkı’nın hukuki temelini oluşturmak için çalışılmasını, Ankara’dan İstanbul’a yapılan yürüyüşün onları çok rahatsız ettiğini ve bu konjonktürü değiştirebilecek hareketlenmeyi toplum içersinde yaşatmak gerektiğinin altını çizdi. 

Gezi ve Cumhuriyet mitinglerini Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ortaya konulmuş en büyük toplumsal muhalefet hareketi olarak niteleyen İstanbul Barosu Başkanı Durakoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:” Bu kadar büyük bir toplumsal muhalefet hareketini neden bir siyasal partinin içersine hapsedemedik. Bunu neden yapamadık? Bunun tartışılması gerekir. Gezinin bileşenleri ile 16 Nisan’ın bileşenlerini birleştirmeyi ve toplumsal muhalefeti daha da büyütmeyi tartışmalıyız. Böylece demokrasiyle, laiklikle, kurucu değerlerle sorunu olan bir algının ortadan kaldırılmasını, hiç değilse ikinci plana itilmesini sağlamamız gerekiyor”. 

Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu, “Şu an itibariyle, 27. Yasama Dönemi başlamadan önce bu rejime ilişkin uyum yasaları tartışmasının hiçbir şekilde yapılmaması gerektiğini düşünüyorum” dedi.

Bir siyasal organizasyon olarak anayasal bir demokrasiye şu an sahip olmadığımızı vurgulayan Kanadoğlu, siyasal iktidarın İslami bir devlet oluşturma çabası içinde bulunduğunu, buna karşı bir cephe oluşturulması gerektiğini, demokratik, laik bir hukuk devleti çevresinde buluşacak, her kesimi içine alacak bir blok oluşturulmasının zorunluluğuna değindi. 

Yüksek Seçim Kurulunun tüy diktiği ve referandumu gayri meşru haline getirdiği sürece bakıldığında, 1982 anayasasına yapılan suçlamaların kat kat daha fazlasının bu anayasa değişikliğinin yaşandı süreçte görüldüğünü belirten Kanadoğlu şöyle konuştu: “Bunun sonucu şu: Bu anayasanın demokratik meşruluğu artık 1982 Anayasasının sahip olduğu demokratik meşruluğun da altına düşmüştür. Bu anayasa ile bu ülkenin yönetilemeyeceğini, bu anayasanın demokratik meşruluğunun olmadığını, bu anayasanın bir dayatmayla yapıldığını biliyoruz”.

Referandum şaibesinin sürekli vurgulanması, bunun hep gündemde tutulması gerekliliğinin altını çizen Korkut Kanadoğlu,  şöyle dedi: “Yeni anayasayla getirilmek istenen sanki kabul edilebilir bir rejimmiş gibi sunulmaya çalışılıyor. Bu rejim, olmayan bir rejim, dünyada böyle demokratik bir rejim yok. Bu rejimin yaratacağı tek şey var: Kuvvetler ayrılığı ortadan kalkacak, otokrat tek bir kişi tüm devlet organlarına hâkim olacak. Bunu engellemenin yolunu hep birlikte düşünmemiz gerekir”.

Panel sonunda soru cevap bölümü uygulandı.

YAZDIR
Yükleniyor...