Giriş Tipini boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı Adını boş bıraktınız!

Şifrenizi boş bıraktınız!

Kapat

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı adını boş bıraktınız!

Kapat

Şifremi Unuttum işlemi tamamlandığında kayıtlı cep telefonu numaranıza Kullanıcı Adı ve Şifreniz gönderilir

Ünvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kapat
HABERLER
  • Son Güncelleme : 16.02.2017 12:16
  • Haber Giriş : 09.02.2017 22:32
  • Etkinlik : 09.02.2017

Bunun adı, muhalefetin sindirilmesidir

Dün yayınlanan son KHK ile FETÖ adı altında sürdürülen operasyonlar, OHAL’in yargısız infaza dönüşmekte olduğunu açığa çıkarmıştır.

İstanbul Barosu olarak; FETÖ artıklarının, devletin tüm kademelerinden temizlenmesinin gereğini öteden bu yana kararlılıkla savunmaktayız. Keza, bu bağlamda siyasal iktidarı gelişim sürecinin sorumlusu olarak tanımlasak bile, yeri geldiğinde bu operasyonlara açıkça destek bildiriminde bulunurken, gerektiğinde bilinçli bir sessizlikle bu desteğimizi somutlaştırmıştık.

15 Temmuz sürecinde de, darbelere karşıtlığını “en erken ilan eden”  kurumsallık olarak,  bu konudaki omurgalı duruşumuzu tescil de etmiştik.

OHAL sürecine dair bakış açımızı da somutlamıştık. Bu konudaki çekincelerimiz, görüşlerini açıkça ortaya koyan bir hukuk kurumu olarak, tarih karşısında verilen bir sınav gibi yazılı kültürümüzü oluşturmaya devam ediyor. Gelişen teknolojinin saklayamayacağı gerçekler olarak yıllara sari bakış açılarımız, bu konudaki içtenliğimizi sitemizde halen saklı tutmaktadır.

İstanbul Barosu olarak, bu belgelerle konumlandığımız yerde durmaya devam ediyoruz. Durduğumuz yer, OHAL ve ona dayanan KHK’lar ile başlatılan yargı teneffüsünde, hukukun kılavuzu olma iddiasıdır. Bu iddiamızı, adına “aydınlar bildirisi” denilen metnin yayınlanması sırasında, bu metne tepki göstererek geliştirdiğimiz gibi, hiçbir idari ve yargısal tasarrufa dayanmadan kapatılan dernekler ve kurumlar konusundaki uyarılarımızla da ortaya koymaya devam etmiştik.

Ancak, bu son KHK ile ihraç edilen 330 akademisyenin konumu, artık bardağı taşıran son damla gibidir.

Meslekten ihraç edilen bir kısım akademisyenlerle hiçbir siyasal ve ideolojik bağımız olmasa da, FETÖ ile en küçük bir bağlantısı olmayacağını bildiğimiz – Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu gibi – kişilerin de bu torbada bulunmaları, OHAL ile elde edilen KHK yetkisinin kötüye kullanılmasından başka bir anlam taşımamaktadır. Gün boyunca, bize Voltair’i anımsatan bir konuma sürükleyen bu son kararın, kanun hükmünde imiş gibi görünmesi, hukuk hükmünde olmasını sağlayamamıştır. 

Kimse, yargıdan muaf olamaz. Konumu ve görevi ne olursa olsun – akademisyenler de dahil – kimse dokunulmaz değildir. Ancak KHK, bir “yargı organı” değildir. Yargılanmadan hüküm veren, Roma’lıların kölelerinden bile esirgemedikleri savunma hakkından yoksun kılınarak mahkum eden bir KHK algısı, hukuk argümanı olamaz.

OHAL açıkça, muhalif avına çıkan siyasal iktidarın, güdümlü mermisine dönüşmüştür. Kapsamından kopuk, zamanı değerlendirme konusu yapılmayan bu silahın, nerede ve ne zaman kimi hedef alacağı artık belli değildir. Bu karar mekanizmalarının başında bulunanlar bilmelidir ki, “herkes suça katılırsa, suç ortadan kalkar”. Geçmişte bunun acı örneklerini yaşayan bir ülke olarak, bu örneklerden ders almamakta direnen, üstelik hukuku katleden FETÖ örgütünün yargı dünyamıza kattığı utanç tablolarını taklit eden yaklaşımlar, adaletin sorgulanmasına neden olmaktadır.

Gelişen sürecin referandumla birlikte atbaşı götürülmesi, “konuşanların toplanması” sonucunu doğuracak ise, ifade hürriyetine dair ortaya çıkan ihlaller, hukuk devleti iddiamızı büsbütün yok eden bir evreyi ifade edecektir.

Bunun adı, muhalefetin sindirilmesidir.

İstanbul Barosu sinmeyecek ve hukukun kılavuzu olma iddiasını hak eden bir etkinlik noktasına ulaşacaktır.

İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI

 

YAZDIR
Yükleniyor...